Her şey Çok mu güzel? Yoksa Allah'a ulaşmayı dileyenlere mi Öyle geliyor?

== <

   
  Muqeddes sevgi varsa oda Allahindir
  Resul ve Nebi.
 

 

 





SOHBETİN ADI: İSLÂM'DAN KOPAN KAVRAMLAR 12- RESÛL VE NEBÎ

TARİHİ: 16.06.2005



Konumuz resûl ve nebî kavramları. Gerçek anlamda Kur'ân'ın hakikatlerine tamamen ters düşen bir yozlaşma, dînimize musallat olmuş ve insanlar Kur'ân hakikatlerinde resûl ve nebî kavramlarını alt üst etmişlerdir. Herşey doğrudan yanlışa dönüşmüş durumdadır.
Kur'ân-ı Kerim'de "nebî" kelimesi; Farsça "peygamber" kelimesiyle eşdeğerdir. Biz de Türkçemizde "nebî" kelimesi değil de "peygamber" kelimesini kullanırız. Kimdir peygamber? Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) peygamberdir. Kur'ân-ı Kerim tabiriyle nebîdir, hem de nebîlerin sonuncusudur. Allahû Tealâ Ahzab Suresinin 40. âyet-i kerimesinde diyor ki:



33/AHZÂB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah'ın Resûl'ü ve Nebîler'in (Peygamberler'in) Hatemi'dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.


"Muhammed (A.S), aranızdan hiçbir erkeğin babası değildir. O, Allah'ın Resûl'üdür ve hâtemen nebiyyîndir. Nebîlerin, peygamberlerin hatemidir, mührüdür, sonuncusudur. Peygamberlik O'nunla hitam bulur, son bulur."
Peygamberlik müessesesi Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile son bulmuştur. O'ndan sonra bir daha peygamber gelmeyecektir. Ama olay böyle olmasına rağmen insanlarda bir inanç vardır: "Nebî olmadan resûl olunmaz." Burada bariz bir yanlışlığın adım adım bütün İslâm âlemini kapladığını görüyoruz.
1. yanlış; "Nebî olmadan resûl olunmaz." İddiasıdır.
2. yanlış; "Bütün resûller nebîdir." iddiasıdır.
İnsanlar bir sürü yanlışa imza atarak: "Peygamber Efendimiz (S.A.V) sadece son nebî değildir, son resûldür." diyorlar.
Nübüvvet peygamberliktir, risalet ise elçiliktir. Velâyet, risalet ve nübüvvet birbirinin ardından gelen 3 kademedir. Velâyet en alttaki kademedir, risalet onun bir üstündeki kademedir, nübüvvet ise diğer ikisinin üstündedir.
"Resûller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir." deniyor. Bu, bütünüyle yanlış bir ifadedir. Bütün resûller peygamber değildir, ayrıca resûllerin hepsine kitap verilmez. Bu her tarafı yanlış bir dizayn, gelmiş dînimizin üzerine çöreklenmiş, şeytan bir yılanla dînî bilgileri alt üst etmiştir.
"Nebî" kelimesi Kur'ân-ı Kerim'de mutlaka peygamberleri ifade eder. Akaidin temel ayaklarından sadece bir tanesi doğrudur: "Bütün nebîler resûldür." Gerçekten bütün nebîler, bütün peygamberler aynı zamanda elçidirler, kendi kavimlerinin mutlaka resûlüdürler. Ama kâinatın peygamberidirler. Peygamberler kâinat için geçerlidir.
Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e diyor ki:



21/ENBİYÂ-107: Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn(âlemîne).
Seni Biz, sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik.


"Seni bütün âlemlere rahmet olasın diye yarattık. Bu âleme, zahirî âleme rahmet olasın diye değil, bütün âlemlere rahmet olasın diye yarattık."
Konuyu incelediğimiz zaman yanlışlıkların ard arda geldiğini görüyoruz. Allahû Tealâ herşeyden evvel bütün devirlerde, bütün kavimlerde resûllerin mevcut olduğunu söylüyor.
"Bütün resûller nebîdir." diyenler, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in de son nebî olduğunu bildiklerine göre, şu anda da bütün kavimlerde resûller yaşadığına acaba ne diyecekler? "Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra bir daha resûl gelmez. O, sadece nebîlerin değil resûllerin de sonuncusudur." diyorlar. Böyle bir iddia söz konusudur. Şimdi Kur'ân-ı Kerim'e bakıyoruz. Duhan Suresinin 10, 11, 12, 13, 14, 15. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e diyor ki:



44/DUHÂN-10: Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).
Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.
44/DUHÂN-11: Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).
(O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.
44/DUHÂN-12: Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).
Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü'minleriz.
44/DUHÂN-13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).
Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.
44/DUHÂN-14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).
Ve (O'NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O'NDAN yüz çevirdiler.
44/DUHÂN-15: İnnâ kâşifûl azâbi kalîlen innekum âidûn(âidûne).
Muhakkak ki Biz, azabı biraz kaldırsak (bile), şüphesiz ki siz (şirke) dönecek olanlarsınız.


"Habibim, bir dumanın bütün gökleri kaplayacağı bir günü, gelecekteki o günü gözetle ki; orada bütün gökleri bir duman kaplayacaktır ve o devirde yaşayanlar diyeceklerdir ki: ‘Yarabbi, bu azabı bizden kaldır. Çünkü biz mü'minleriz.'"
Görüyoruz ki duhan yani o suredeki duman, aslında bir azaptır. Azabı oluşturan şey fitnedir. Allahû Tealâ bu zamandan bahsediyor ve onlar diyorlar ki: "Yarabbi, bu azabı bizden kaldır çünkü biz mü'minleriz."
Allahû Tealâ buyuruyor ki: "Sizden azabı biraz kaldıracağız, sonra siz yine küfre döneceksiniz." ve "Onlara apaçık bir resûl geldi. O'na ‘mecnun' dediler, ‘deli' dediler ve ‘öğretilmiş' dediler, yani ‘Şeytandan vahiy alıyor, şeytan tarafından öğretilmiş.' dediler ve onlar ibret almazlar. Onlar o Resûl'den yüz çevirdiler."
Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den yüzlerce sene sonra bir resûlün geleceği kesin şekilde ifade ediliyor. O halde bu bir realite olduğuna göre, evvelâ şu sualin cevabını istiyoruz: Hani Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra resûl gelmeyecekti? Peygamber Efendimiz (S.A.V) aynı zamanda hem son nebî idi hem de son resûldü? Kur'ân-ı Kerim açık ve kesin bir şekilde Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den asırlarca sonra bir resûlün geleceğini söylüyor. Üstelik de söylediği resûl, o biziz! Ceviz Kabuğu rezaletinde bütün bunlar gerçekleşti. "Öğretilmiş." dediler. "Şeytandan vahiy alıyor." dediler. "Deli, üç tane deli raporu var." dediler. Biz, 3 defa oradakilere, bizi dinleyen 60 milyondan fazla insana "Allah'a ulaşmayı dileyin, yoksa gideceğiniz yer cehennemdir." mesajını vermek için oradaydık ve bunu hamd olsun ki başardık. Ama ondan sonra insanlar bizden gerçek anlamda yüz çevirdiler, bize zararları da dokundu. Bu yüzden Amerika'ya göç etme emrini aldık.
Bu konudaki inanışların hepsi yanlıştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) son nebîdir. Kur'ân'a tam uygun bir hakikât ki Peygamber Efendimiz (S.A.V) son peygamberdir, O'ndan sonra bir daha peygamber gelmeyecektir. Kesin. Ama son resûl değildir. Kıyâmete kadar resûller var olacaktır.
Sevgili iddia sahipleri, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra gelen resûller "Nebî olmadan resûl olunmaz." iddiasını bütünüyle çürütmüyor mu? Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra bir resûlün geldiği Kur'ân-ı Kerim'de kesinleştirildiğine göre orada hiç kimse "Nebî olmadan, resûl olunmaz." iddiasını artık söyleyemez.
Öyleyse akaidin bir ayağı bütünüyle sakattır. "Nebî olmadan, resûl olunmaz." iddiası, bütünüyle boş bir sözdür, bir safsatadır. Aksini iddia eden var mı? Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra resûlün geleceği bir başka âyet-i kerimeler grubunda da anlatılıyor. Allahû Tealâ Furkan Suresinin 27, 28, 29, 30. âyet-i kerimelerinde diyor ki:



25/FURKÂN-27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).
Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah'a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.
25/FURKÂN-28: Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).
Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.
25/FURKÂN-29: Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).
Andolsun ki; bana zikir (Kur'ân'daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.
25/FURKÂN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ(mehcûran).
Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur'ân'dan ayrıldı (Kur'ân'ı terketti).” dedi.


"Onlar dediler ki: Keşke o beni yoldan çıkaran kişiye inanmasaydım. O beni dalâlatte bıraktı. Keşke resûle tâbî olsaydım ve bu dalâletten kurtulsaydım. Beni o yoldan çıkardı ve dalâlette kalmama sebebiyet verdi."
Âyet-i kerimeler şöyle bitiyor: "Resûl dedi ki: Yarabbi! Benim kavmim Kur'an'ı terketti, Kur'ân'dan göç ettiler." Bu Resûl, Peygamber Efendimiz (S.A.V) olabilir mi? O dönemde Kur'ân terk mi edilmiştir? Tam aksine Al-i İmran Suresinin 119. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:



3/ÂLİ İMRÂN-119: Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tû’minûne bil kitâbi kullih(kullihi), ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
İşte siz (mü'minler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îmân edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca "biz îmân ettik" dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: "Öfkenizden ölün."Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.


"Ey sahâbe, onlar size buğz ettikleri halde siz onlara karşı muhabbet beslersiniz. Çünkü siz Kitab'ın bütününe îmân edersiniz."
Sahâbenin Kur'ân'ı terk etmesi diye bir şey değil, bütününe îmân etmesi söz konusudur.
İkinci grup âyet Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra resûllerin geleceğinin kesin işaretini veriyor. Son zamanlarda bir-iki tane akıldane çıkıp resûllerin Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra da geleceğini kabul etmiş göründüler. Aslında biliyorsunuz, bunlar kesin iddia sahipleriydi, şimdi yavaş yavaş hakikatler karşısında vaziyet almaya başladılar, çark ediyorlar, viraj alıyorlar.
Nübüvvetle risalet birbirinden farklı iki kavramdır ama bütün nebîler, bütün peygamberler aynı zamanda mutlaka risaletle vazifelidir. Son peygamber olan Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz de nebîydi, peygamberdi ama aynı zamanda resûldü. Bütün resûller peygamber değildir, bütün resûller nebî değildir ama bütün nebîler mutlaka resûldür.
"Bütün resûller nebî değildir." diyoruz. Neye dayanarak söylüyoruz? Bütün peygamberleri gözden geçirdiğimiz zaman peygamberler arasında mutlaka fetret devirleri vardır yani peygambersiz geçen devreler vardır.
Hz. Musa ile Hz. İsa arasında birçok peygamber gelmiş geçmiştir ama hepsinin aralarında fetret devirleri, boşluklar, peygambersiz geçen devreler vardır. Ve Hz. İsa'dan sonra 600 yıl geçmiştir, ondan sonra Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e nübüvvet verilmiştir. 600 yıllık bir boşluk devresi, fetret devresi söz konusudur. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den bu tarafa 1400 yıldan fazla vakit geçmiştir. Bu süreç içinde bir peygamber gelmemiştir, bugün de bir peygamber yoktur, kıyâmete kadar da olmayacaktır.
Nübüvvet fetret devirlerine sahiptir ama risalette fetret olayı kesinlikle yoktur. Gerçekten öyle midir? Bakalım Mu'minun Suresinin 44. âyet-i kerimesinde, Allahû Tealâ ne diyor:



23/MU'MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun.


"Biz bütün kavimlere resûl göndeririz ve ardarda göndeririz. Hangi kavme resûl gönderdiysek, bütün kavimler resûllerini inkâr ettiler."
Hiç istisna olmamış, bütün kavimler resûllerini mutlaka inkâr etmişler. Öyleyse Allahû Tealâ bütün kavimlere resûl gönderiyor ve de devamlı gönderiyor. Nahl Suresinin 36. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:



16/NAHL-36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).


"Biz bütün kavimlere resûl göndeririz, o kavimlerdeki insanları dalâletten hidayete erdirsinler diye. Bir kısmı bu sebeple hidayete erdiler, bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu."
Allahû Tealâ bu âyette de "Bütün kavimlere resûl göndeririz." diyor.
Mu'minun-44'te konunun ayrı bir özelliği vardır. Allahû Tealâ: "Bütün kavimlere resûl gönderilmesi"nden maada, aynı zamanda "Ardarda göndeririz." diyor. Öyleyse bütün kavimlerde ardı arkası kesilmeksizin, mutlaka her devirde Allah'ın resûlü vardır. Bu devirde de bu âyet-i kerime gereğince bütün kavimlerde resûl vardır. Yeter mi? Yetmez.
Bakara Suresinin 87. âyet-i kerimesinde de Allahû Tealâ diyor ki:



2/BAKARA-87: Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne).
Andolsun ki, Biz, Musa'ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem'in oğlu İsa'ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh'ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.


"Biz bütün kavimlere resûl göndeririz ve ardarda göndeririz, ardı arkası kesilmeksizin göndeririz."
Demek ki bunlar nebî olmayan resûllerdir. Nebî olmadıkları kesin midir? Kesindir çünkü bütün kavimlere gidiyorlar ve ardarda gidiyorlar. Oysaki nübüvvette fetret devirleri vardır, peygamberin olmadığı devreler vardır ama kavim resûllerinde fetret devirleri yoktur.
Bütün kavimlerde, bütün devrelerde resûl var mıdır? Evet. Allahû Tealâ buyuruyor ki:



39/ZUMER-71: Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn(kâfirîne).
Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın? (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.


"Kıyâmet günü kâfirler kapıda toplanırlar. Cehennem bekçileri kapıları açarlar ve onlara: ‘Size Allah'ın resûlleri gelmedi mi? Allah'ın âyetlerini okuyarak size buraya, cehenneme geleceğinizi söylemediler mi?' derler."
Allahû Tealâ ne demek istiyor? O resûller geldiklerinde diyorlar ki: "Bizim görevimiz Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri, âmenû olmayanları uyarmak, ‘Allah'a ulaşmayı dileyin.' diye ikaz etmek ama âmenû olanları müjdelemek, Allah'a ulaşmayı dileyenleri müjdelemek."
"Size Allah'ın resûlleri gelmedi mi? Bunu, size âyetleri okuyarak, Allah'ın âyetleriyle, bugün buraya, cehenneme geleceğinizi size anlatmadılar mı? ‘Allah'a ulaşmayı dilemiyorsunuz, kıyâmet günü gideceğiniz yer cehennemdir.' demediler mi? Onlar da ‘Dediler.' derler. Ama kâfirlerin üzerine azap sözü hak oldu. Bütün kâfirler azaba duçar oldu."
Öyleyse cehenneme giren herkes aynı şeyi söylüyor.
Meryem Suresinin 71. âyet-i kerimesine baktığımız zaman Allahû Tealâ diyor ki:



19/MERYEM-71: Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen).
Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.
19/MERYEM-72: Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen).
Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.


"Kıyâmet günü içinizden cehenneme uğramayacak olan hiç kimse olmayacaktır. Ama Biz kâfirleri cehennemde diz üstü çökmüş vaziyette bırakırız ve diğerlerini cehennemden alırız, cennete göndeririz."
Burada diz üstü çökmüş vaziyette kalanlar; onlar cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır. Yoksa kıyâmet günü herkes mutlaka cehenneme girer. Allahû Tealâ "Aranızda kıyâmet günü cehenneme uğramayacak olan kimse yoktur." diyor.
Öyleyse cehenneme gelen herkese mutlaka bu sual soruluyor: "Size Allah'ın resûlleri geldi mi?" Herkesten cevap alınıyor: "Geldi."
Öyleyse bir insan hangi devirde yaşarsa yaşasın, hangi ülkenin hangi köyünün hangi kazasında, hangi şehrinde yaşarsa yaşasın; o kişiye mutlaka Allah'ın resûlünün tebliği ulaşır. Hiçbir devirde tebliğ ulaşmayan hiç kimse yaşamamıştır. Öyleyse Allah'ın resûlleri bütün kavimlerde, bütün devirlerde mevcuttur. Allahû Tealâ buyuruyor:



17/İSRÂ-15: Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.


"Biz bir resûl göndermedikçe hiçbir kavme azap etmeyiz."
Öyleyse Allahû Tealâ bütün kavimlere, bütün zaman parçalarında resûl gönderiyor. Allahû Tealâ diyor ki:



14/İBRÂHÎM-4: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi'dir.


"Hiçbir kavim yoktur ki; Biz onlara kendi dilleriyle konuşan bir resûl göndermemiş olalım."
Bunlar kavim resûlleridir. Nebîlerle aralarında büyük farklılık vardır. Öyleyse resûller bütün kavimlerde, bütün zaman dilimlerinde yaşıyor.
Kur'ân-ı Kerim'de "resûl" kelimesi birçok hüviyette, alelâde elçiler için de kullanılmıştır. Firavunun Hz. Yusuf'a gönderdiği alelâde bir ulağa, haberciye Kur'ân-ı Kerim'de şöyle söyleniyor: "Resûl, Yusuf'un yanına ulaştığı zaman."



12/YÛSUF-50: Ve kâlel meliku’tûnî bih(bihî), fe lemmâ câehur resûlu kâlerci’ ilâ rabbike fes’elhu mâ bâlun nisvetillâtî katta’ne eydiyehunn(eydiyehunne), inne rabbî bi keydihinne alîm(alîmun).
Ve Melik: “Onu bana getirin.” dedi. Böylece ona, resûl (ulak, haberci) geldiği zaman Yusuf (A.S): “Efendine dön ve ellerini kesen kadınların hali (durumu) nedir, ona sor.” dedi. Muhakkak ki; Rabbim onların hilelerini en iyi bilendir.


Kur'ân-ı Kerim'de "Nerede resûl kelimesi geçiyorsa, bu peygamberdir." safsatasına inananlar, bu suallerin cevabını hiçbir zaman veremeyeceklerdir. Onlar, Kur'ân hakikatlerinin karşısında tutunamazlar. Işığı görüp ışıkta gözleri kamaşan, karanlığa ait olan böcekler gibidirler.
Allahû Tealâ Hz. Süleyman'a Belkıs'ın gönderdiği elçilere de yine Kur'ân-ı Kerim'de ‘resûl' diyor.



27/NEML-35: Ve innî mursiletun ileyhim bi hediyyetin fe nâzıratun bime yerciul murselûn(murselûne).
Ve muhakkak ki ben onlara hediye ile resûller göndereceğim. Böylece bakalım resûller (elçiler) ne ile dönecekler?
27/NEML-36: Fe lemmâ câe suleymâne kâle e tumiddûneni bi mâlin fe mâ âtâniyallâhu hayrun mimmâ âtâkum, bel entum bi hediyyetikum tefrahûn(tefrahûne).
Bunun üzerine (resûller hediyelerle) Süleyman (A.S)'a geldikleri zaman (Süleyman A.S): "Bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği şeyler, size verdiği şeylerden daha hayırlı. Hayır, siz hediyenizle seviniyorsunuz (övünüyorsunuz)." dedi.


Resûl zaten lugat mânâsıyla "elçi" demektir. Ama Kur'ân-ı Kerim'de geçen bütün "resûl' kelimelerini "peygamber" olarak alanlar büyük hata ediyorlar. Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'de kiramen katibîn meleklerine de resûl diyor. Allahû Tealâ "Resûllerimiz sizi devamlı yazıyorlar, filme alıyorlar." diyerek kiramen katibîn meleklerinin resûl olduğunu buyuruyor:



43/ZUHRÛF-80: Em yahsebûne ennâ lâ nesmeu sırrehum ve necvâhum, belâ ve rusulunâ ledeyhim yektubûn(yektubûne).
Yoksa onların sırlarını ve fısıltılarını işitmeyeceğimizi mi zannediyorlar? Hayır, onların yanında resûllerimiz (elçilerimiz) (herşeyi) yazıyorlar.


Yeter mi? Yetmez, hayır. Ölüm meleklerine de Allahû Tealâ yine "resûllerimiz" diyor:



6/EN'ÂM-61: Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah(hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn(yuferritûne).
Ve O, kullarının üstünde kahhardır (kuvvet ve güç sahibidir).Ve üzerinize muhafaza edici (koruyucu) gönderir. Sizden birinize ölüm gelince, onu resûllerimiz vefat ettirir. Onlar (bunu yaparken) kusur etmezler.




7/A'RÂF-37: Fe men azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih(âyâtihi) ulâike yenâluhum nasîbuhum minel kitâb(kitâbi), hattâ izâ câethum rusulunâ yeteveffevnehum kâlû eyne mâ kuntum ted'ûne min dûnillâh(dûnillâhi) kâlû dallû annâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn(kâfirîne).
Allah'a karşı yalanla iftira edenden veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim (var)dır? Kitab'tan (Kur'ân-ı Kerim'den) kendilerine nasipleri erişecek olanlar, işte onlardır. Onlara resûllerimiz (elçi melekler, ölüm melekleri) geldiği zaman, onları vefat ettirirler(ken) (onlara) şöyle dediler: “Allah'tan başka dua etmiş olduğunuz şeyler nerede?” (Onlar da): “Bizden saptılar (gittiler).” dediler. Ve kendilerinin (nefslerinin) üzerine kâfir olduklarına, kendileri şahitlik ettiler.


Yeter mi? Hayır, yetmez. Allahû Tealâ melek resûllerden de, cin resûllerden de bahsediyor, cinlerden ve meleklerden resûl beas ettiğini söylüyor:



6/EN'ÂM-130: Yâ ma’şerel cinni vel insi e lem ye’tikum rusulun minkum yakussûne aleykum âyâtî ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû şehidnâ alâ enfusinâ ve garrethumul hayâtud dunyâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn(kâfirîne).
Ey insan ve cin topluluğu! Size âyetlerimi anlatan ve bugününüze ulaşacağınız konusunda sizi uyaran içinizden resûller (elçiler) gelmedi mi? “Kendi nefslerimize şahit olduk.” dediler. Dünya hayatı onları aldattı. Ve kendilerinin kâfir olduğuna, kendileri şahit oldular.




22/HACC-75: Allâhu yastafî minel melâiketi rusulen ve minen nâs(nâsi), innallâhe semîun basîr(basîrun).
Allah, meleklerden ve insanlardan resûller seçer. Muhakkak ki Allah, en iyi işitendir, en iyi görendir.


Şimdi kim kalkıp da bize "Kiramen katibîn melekleri peygamberdir." diyebilir?
Kim kalkıp da bize "Kavim resûllerinin hepsi peygamberdir." diyebilir?
Kim kalkıp da bize "Bütün devirlerde Allah'ın resûlleri mevcut değildir." diyebilir?
Öyleyse Allah'ın resûlleri bütün devirlerde hep mevcut olmuşlardır ve kıyâmete kadar da olacaklardır.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:



72/CİNN-26: Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ(ehaden).
O (Allah), gaybı bilendir. Fakat O, gaybını hiç kimseye izhar etmez (açıklamaz).
72/CİNN-27: İllâ menirtedâ min resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadâ(rasaden).
Resûllerden razı oldukları (tasarruf rızasına ulaşmış olanları) hariç! O taktirde, muhakkak ki O (Allah), onların önünden ve arkasından gözetenler sevkeder ki,


"Allah gaybı bilir ama kimseye gaybı söylemez, resûllerinden rızaya ulaşmış olanlar hariç."
Bu tasarruf rızasıdır. Yani huzur namazının imamlığına ait olan rızadır. Kim huzur namazının imamlığına tayin edilmişse, o tasarruf rızasının sahibidir. Rızaya ulaşmamış olan resûl elbette düşünülemez ama bütün resûllerin de tasarruf rızasına ulaştığı düşünülemez. Tasarruf rızasına sadece her devirde bir tek resûl ulaşır. O da ya bir peygamber resûldür ya da velî resûldür. Ama huzur namazının imamıdır. Kim huzur namazının imamlığına tayin edilmişse, o kişi mutlak olarak tasarruftadır. Velî resûl de olsa tasarruftadır. Nebî resûller zaten tasarruftadır.
Huzur namazının imamlığı Allahû Tealâ'nın indinde bir görevdir. Hiçbir devirde huzur namazı imamsız kalmaz. Huzur namazının imamı mutlaka hayatta olan birisi olmak mecburiyetindedir. İmam olmayanlardan hayatta olmayanlar da olabilir, hayatta olanlar da olabilir ama huzur namazının imamı mutlaka hayatta olan birisi olacaktır.
Böylece Allahû Tealâ'nın dizaynında, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra bir daha resûl gelmeyeceği safsatası artık tarihe karışmıştır.
İki nev'i resûl vardır:

Peygamber yani nebî resûller
Velî resûller.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) diyor ki; "Benim velî resûllerim yahudilerin peygamberleri gibidir. Ümmetimin velîleri Benî İsrâil'in peygamberleri gibidir. Benden sonra nebî (peygamber) gelmeyecektir. Benden sonra imamlar gelecektir. Kim o imamlara tâbî olmazsa onlar cahiliyet devri üzerine, cahiliyet standartlarında ölmüş olurlar."
Bizatihi Peygamber Efendimiz (S.A.V), Kendisinden sonra velî resûllerin geleceğini ifade ediyor.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:



3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
Ve Allah, nebilerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye misak aldığı zaman, "İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?" diye buyurdu. (Onlar da): "İkrar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahû Teâlâ): "Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim." buyurdu.


"Ey nebîler! Sizlere Kitap verdim ve hikmet verdim. Sizlerden sonra elinizdeki kitapları tasdik edecek olan bir Resûl'ümüz gelecek. O Resûl'e yardım edeceğinize ve îmân edeceğinize dair Bana misak vermenizi istiyorum. Misak veriyor musunuz? Bunu dilinizle ikrar ediyor musunuz?"
Bizim aklı evveller: "İşte o gelecek olan Resûl, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'dir." diyorlar. Kitap, Kur'ân-ı Kerim zaten Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e indiriliyor. Allah Kitab'ın indirildiği Nebî'ye de hitap ediyor, diğer nebîlere de hitap ediyor. Olay Kur'ân-ı Kerim'de geçtiğine göre Allahû Tealâ'nın söylediği şey kesindir, Peygamber Efendimiz (S.A.V) de onların içindedir. Tek başına bu âyet, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra resûl geleceğini kesinlikle ifade ediyor. Üstelik de o peygamberlerin hepsinin ona yardım etmesini de istiyor. O, Mehdi (A.S)'dır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in o grubun içinde olduğunu nereden biliyoruz? Kesinlikle o grubun içindedir diyoruz. Çünkü Ahzab Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:



33/AHZÂB-7: Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan).
O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh'tan ve Hz. İbrâhîm'den ve Hz. Musa'dan ve Meryemoğlu Hz. İsa'dan ve onlardan ağır bir misak aldık.


"O nebîlerden misak aldığımız zaman, Hz. Nuh'tan, Hz. İbrâhîm'den, Hz. Musa'dan, Hz. İsa'dan misak aldığımız zaman senden de aldık."
Bunlar ulûl'azm peygamberlerdir. İşte Al-i İmran-81'deki misak olayında, sadece Peygamber Efendimiz (S.A.V) değil, diğer dört ulûl'azm peygamber de var ama onlarla beraber Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in de olduğu kesindir.
Allahû Tealâ orada: "Sizlerden sonra bir Resûl'ümüz gelecek. Bu Resûl'e îmân edeceğinize ve yardım edeceğinize Bana söz verin." diyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bu devrin Resûl'üne her açıdan yardım eder.
Hurafeler bütün dîn kültürümüzü sarmış durumdadır. Görüyorsunuz ya, herşey yanlış. Evvelâ "Resûller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir." sözü bütünüyle yanlıştır. Gördük ki bütün resûller peygamber değildir, peygamberler sadece nebîlerdir. Bu söz doğru olsaydı, şu anda bütün kavimlerdeki resûllerin hepsi bir peygamber olacaktı, peygamberden geçilmeyecekti, herkes peygamber olacaktı. Oysaki Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'e hükmünü koymuştur. Peygamber Efendimiz (S.A.V) için: "Hâtemun nebiyyîn: nebîlerin hatemi, sonu, mührü." diyor.
Nereye ulaşıyoruz? "Bütün resûller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir." sözü bütünüyle yanlıştır. Nasıl "Nebî olunmadan resûl olunmaz." sözü yanlışsa, buna söylediğimiz delillerden sonra kim itiraz edebilir? "Nebî olmadan resûl olunmaz." sözünün yanlışlığını kesinlikle ispat etmedik mi? Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra gelen her resûl nebî olmadan resûl olmuştur. Çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V) nebîlerin sonuncusudur.
Allahû Tealâ Duhan Suresinin 10, 11, 12, 13, 14. âyet-i kerimelerinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den yüzlerce sene sonra gelecek olan bir resûlü açık bir şekilde söylüyor:



44/DUHÂN-10: Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).
Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.
44/DUHÂN-11: Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).
(O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.
44/DUHÂN-12: Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).
Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü'minleriz.
44/DUHÂN-13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).
Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.
44/DUHÂN-14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).
Ve (O'NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O'NDAN yüz çevirdiler.




Aynı zamanda Furkan Suresinin 27, 18, 29 ve 30. âyet-i kerimelerinde de aynı şey; Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra bir resûlün geleceği söyleniyor.



25/FURKÂN-27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).
Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah'a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.
25/FURKÂN-28: Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).
Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.
25/FURKÂN-29: Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).
Andolsun ki; bana zikir (Kur'ân'daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.
25/FURKÂN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ(mehcûran).
Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur'ân'dan ayrıldı (Kur'ân'ı terketti).” dedi.


Aynı zamanda Al-i İmran-81'de de peygamberlerden sonra bir resûlün geleceği söyleniyor.
Öyleyse "Resûller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir." sözünün "Resûller peygamberlerdir." kesimi kesinlikle yanlıştır. Resûllerin bir kısmı peygamberdir, bir kısmı değildir. Resûllerin bir kısmı nebîdir, bir kısmı velîdir. Öyleyse açık ve kesin olarak son peygamber, son nebî Peygamber Efendimiz (S.A.V)'dir. O'ndan sonra nebî gelmeyecektir.
Öyleyse resûllerin kendilerine kitap verilen peygamberler olması mümkün değildir çünkü resûller şu anda bütün kavimlerde mevcuttur ve Allahû Tealâ bütün kavimlere resûl mutlaka göndereceğini söylüyor. Her devirde, her kavimde bir resûl kıyâmete kadar mutlaka var olacaktır.
"Resûller peygamberlerdir." sözü bütünüyle Kur'ân-ı Kerim'e ters düşüyor.
"Resûller kendilerine kitap verilenlerdir." sözü de yanlıştır.
Nebîler kendilerine kitap verilen peygamberlerdir.
Görüyoruz ki Hz. Muhammed (S.A.V) nebîdir, Kendisine şeriat kitabı verilmiştir; Kur'ân. Hz. İsa nebîdir, Kendisine şeriat kitabı verilmiştir; İncil. Hz. Musa peygamberdir, Kendisine şeriat kitabı verilmiştir; Tevrat. Öyleyse peygamberler nebîlerdir, nebîler kendilerine şeriat kitabı verilen peygamberlerdir, resûller değildir.
Kur'ân-ı Kerim'i furkan olarak aldığınız zaman, doğruları-yanlışları ayıran faktör olarak aldığınız zaman, dînimize ne kadar çok hurafe girdiğini görüyorsunuz. Baştan aşağı yanlışlarla donatılmış bir dizayn. Hem resûller peygamber değildir hem de resûller kendilerine şeriat kitabı verilmiş kişiler değildir. Peygamber olmayan resûllere Allahû Tealâ sohbet kitabı indirir veya hiç indirmez. Bize de Allahû Tealâ'nın bir sohbet kitabı indirdiğini biz de rahat rahat söyleyebiliyoruz.
Allahû Tealâ diyor ki: "Nebîlere kitap indiririz ki o kitaplardaki şeriatla hükmetsinler diye." "Nebîlere" diyor, "resûllere" demiyor. Nebîler peygamberlerdir; kendilerine indirilen kitaptaki şeriatla hükmedeceklerdir.



3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
Ve Allah, nebilerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye misak aldığı zaman, "İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?" diye buyurdu. (Onlar da): "İkrar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahû Teâlâ): "Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim." buyurdu.


Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e Kur'ân indirilmiştir, O da oradaki şeriatla hükmetmiştir:



4/NİSÂ-105: İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı li tahkume beynen nâsi bimâ erâkallâh(erâkallâhu). Ve lâ tekun lil hâinîne hasîmâ(hasîmen).
Muhakkak ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için Biz, sana Kitab'ı hak olarak indirdik. Ve ihanet edenlere taraftar olma.


Hangi konuya girsek, bizim okullarımızda öğretilen dîn tedrisatının iler-tutar tarafı yoktur, her tarafı yanlıştır. Özellikle bu risalet ve nübüvvet konusundaki bütün ifadeler yanlıştır. Sadece bir tek doğru vardır: "Bütün nebîler aynı zamanda mutlaka resûldür." Tamam, doğru ama ötekilerin hepsi yanlıştır.
"Resûller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir." ifadesi yanlıştır. Hem resûllerin hepsi peygamber değildir, bu açıdan yanlıştır, hem de resûllerin hepsine kitap verilmez, bu açıdan da yanlıştır.
"Nebîler resûllere verilen kitaplarla idare eden, kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir." ifadesi de Kur'ân'a hiç uymuyor. Allahû Tealâ, Kur'ân'da şeriat kitaplarını sadece peygamberlere verdiğini söylüyor. Zamanımızın âlimleri nebîlerden bahsediyor: "Nebîler, resûllere verilen kitaplarla idare eden, kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir." diyorlar. Tam aksine, Allahû Tealâ resûllere değil de nebîlere şeriat kitabı verildiğini söylüyor.
Fakat biliyor musunuz, Kur'ân çoktan unutulmuştur? Unutulan Kur'ân'ın risalet ve nübüvvete müteallik unsurları, her şeyiyle yanlışlıklara damgasını vurmuş ve de Kur'ân'ın hakikatlerinin yerine insanlara insanların öğrettikleri bir ilim verilmiştir. Şimdi karşımızda o ilmin sahibi olan zavallı âlimler var ve o ilimdeki yanlışlıklarla bize akılları sıra dîn öğretecekler. Dîn, Kur'ân'dır. Kur'ân'ın hükümlerine aykırı olan bütün hususlar ke en lem yekûndur, yok hükmündedir. Onun için karşımızda hiçbirisi tutunamaz.
Sizlere resûl ve nebî kavramlarından bahsediyoruz. İler-tutar tarafları var mıdır? Bütün söyledikleri yanlıştır. Bir tek şey doğrudur: Nebîler kendilerine kitap verilen peygamberlerdir. Aslında aynı kişiler her yanlışı söylüyor, yazılı hale getiriyor ve topluma mal ediliyor. O topluma mal edilen hususları biz sizlere şimdi Kur'ân âyetleriyle açıklıyoruz; bakıyoruz ki her biri yanlış.
Bu bağlamda sizlere Kur'ân'daki İslâm'ı öğretmekle vazifeliyiz. Bu resûller ve nebîler konusundaki safsataların hepsi artık tarihe karışmıştır. Nebîler kendilerine kitap verilen peygamberlerdir. Onlar nebî resûldürler. Bütün huzur namazlarının imamları, peygamberler var oldukça mutlaka peygamberdir. Ama huzur namazının imamlığı peygamberlerin olmadığı devrede de devam edeceği için, o makam peygamber olmayan velî resûller tarafından deruhte edilecektir. Şu anda da huzur namazının imamı peygamber olmayan, bir velî olan, evliya olan resûldür.
Risaleti peygamberlik diye anladıkları için herşey çığırından çıkmıştır. Gerçekten hayret etmemek mümkün değildir. 14 asır boyunca insanlar hep dîn hakkında ahkâm kesmişler, hiçbiri de Kur'ân-ı Kerim'le bu dînlerini karşılaştırmamışlardır. Allahû Tealâ bu görevi bize, bütün ahkâmı Kur'ân'la karşılaştırmak için verdi. Allah bize Kur'ân'ı öğretti ve de Kur'ân'la karşılaştırdığımız zaman verilen hükümlerin çok büyük ölçüde tutarsız olduğunu, Kur'ân-ı Kerim'e ters düştüğünü gördük.
Bu anlattıklarımızın ışığı altında şunu görüyoruz:

Peygamberler kendilerine kitap verilen nebîlerdir.
Bütün peygamberler aynı zamanda mutlaka resûldürler.
Resûller bütün kavimlerde, bütün devirlerde mutlaka mevcut olurlar.
Her kavimdeki resûl öldüğünde Allahû Tealâ o kavme bir yeni resûlü mutlaka vazifeli kılar. İnsanlık tarihi boyunca hiçbir kavim hiçbir devrede resûlsüz kalmamıştır. Bütün kavimlerde Allah'ın bir resûlü bütün devrelerde mutlaka hayattadır. Bunların hepsini sizlere âyetlerle ispat ettik.
Akaiddeki bütün yanlışlıklar artık yok olmuştur. Hiç kimse nebî olunmadan resûl olunamayacağını iddia edemez. Hiç kimse, bütün resûller nebîdir, diyemez. Dedikleri zaman Kur'ân-ı Kerim'i onların gözlerine sokarız. Artık yanlışlarla uğraşmaktan bıktık. Bu hakikatler mutlaka kafalara yazıla! Yazılmadığı sürece hep karşılarında olup, bunları onların kafalarına kakacağız. Bu hakikatleri mutlaka öğrenecekler.
Bütün kavimlerde şu anda bir resûl yaşıyor. Bütün ülkelerde Allah'ın bir resûlü şu anda hayattadır. Risalet ve nübüvvet konusunda sonuca ulaştığımızda, bir tek konu doğrudur: "Bütün nebîler aynı zamanda resûldür." ifadesi. Onun dışındaki resûl ve nebî konusundaki herşey yanlıştır.
Bu yanlışları sizlere Kur'ân âyetleriyle ispat etmek için, Kur'ân'dan kopan bu hakikatleri sizlerle bir defa daha tezekkür ettik.
Görüyorsunuz ki Kur'ân'ın söyledikleriyle şu okullarımızda, üniversitelerimizde öğretilen dîn öğretimi birbirine taban tabana terstir. Kur'ân'a tamamen ters düşen şeyleri insanlarımıza öğretmişiz. Öğretmekle kalmamışız, o insanları profesör etmişiz ve bir tek "Bütün peygamberler aynı zamanda resûldür." ifadesi hariç ötekilerin hepsi yanlıştır.
Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha Allah'ın bir zikir sohbetinde Allahû Tealâ bizleri birlikte kıldı. Allahû Tealâ'nın huzurunda hepinizi selamlıyoruz. İlmin ne olduğunu onların da, dîn adamlarımızın da öğrendiğini ümit ediyoruz.

 
 
 




 

 





 

 
  Bugün 1 ziyaretçi (19 klik) kişi burdaydı! free counters
<
 
 

======== sagtus ======== sag =================

Her şey Çok mu güzel? Yoksa Allah'a ulaşmayı dileyenlere mi Öyle geliyor?

  İrtibat E-mail: iletisim@hidayetvakti.com