Her şey Çok mu güzel? Yoksa Allah'a ulaşmayı dileyenlere mi Öyle geliyor?

== <

   
  Muqeddes sevgi varsa oda Allahindir
  Islamda unudulan gercekler
 
SOHBETİN ADI: ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYENLER



TARİHİ: 02.02.2009





Allahû Tealâ, insanı kâinatın en üstün mahlûku olarak yaratmış. Üstünlüğün arkasında insana ruhundan üfürmesi yer alıyor. Allahû Tealâ diyor ki:



32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.





"Onun (insanın) içine ruhumdan üfürdüm."

Allahû Tealâ insana ruh üfürmüş. Âdem (A.S)'a ruh üfürmüş, Havva anamıza ruh üfürmüş. Ondan sonra kıyâmete kadar doğacak olan bütün insanlara Allahû Tealâ ruh üfürüyor. Böylece fizik standartlarda bir berzah âleminin malı olan nefsten, bir zahirî âlemin malı olan fizik vücuttan ibaret iki tane fizik vücuda bir de ruh ekleniyor. Fizik vücudun aynı hüviyette olan, onun şeklini alan ama o olmayan; iki ayrı âlemin varlığı olan berzah âleminin varlığı olan nefsimiz ve Allah'ın ruhu. Fizik vücudumuz zahirî âlemin malı. Nefsimiz berzah âleminin malı. Ruhumuz ise Allah'ın ruhu.

Allah'a ulaşmayı dileyenler ve dilemeyenler olarak insanlar 2 gruba ayrılırlar. Kurtuluşa ulaşanlar sadece Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir. Dilemeyenler için kurtuluş söz konusu değildir. Allahû Tealâ herkesi Kendisine ulaşmakla vazifeli kılmıştır:



89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!




"İrciî ilâ rabbiki: Rabbine rücû et! Geri dönerek Rabbine ulaş!" diyor.

Allahû Tealâ'nın birçok âyet-i kerimesinde Allah'a ruhumuzun geri dönüşü, emir şeklinde yer almış.

İki nevi insandan 1. grup; Allah'a ulaşmayı dileyenler. Onların yeterli ömrü varsa Allahû Tealâ mutlaka onları Kendisine ulaştırır.

Kim Allah'a ulaşmayı dilerse, Allah da onları Kendisine ulaştırmayı diler. Ama bu macera, 7-8 aylık bir zaman parçasını gerektirir. Kişinin bu kadar ömrü varsa talep ettikten sonra, mürşidine tâbiiyetten sonra geçecek olan 7-8 aylık bir zaman parçasında ruh, 7 tane gök katını aşarak Allah'a ulaşır. Böyle bir olay, ruhun Allah'a ulaşması, kişiyi mutlu kılar. Nefsindeki afetlerin yarısından fazlası, Allah'tan gelen fazıllarla dolmuştur. Başlangıçtaki %2 rahmetle birlikte fazıllar gelip yerleşmiştir.

Bir kişi mürşidine tâbî olmadan nefs tezkiyesi yapamaz. Nefsin tezkiye olabilmesi, tâbiiyeti mutlak olarak gerektirir. Tâbiiyetten sonra kişinin "Allah" kelimesini tekrar ederek zikir yapması, o kişinin kalbine başlangıçta %2 rahmet nuru ulaştırır. Sonra gelen nurlar, hep %7'lik faktörler halinde gelir. Kişi ruhen 1., 2., 3., 4., 5., 6. ve 7. gök katlarına ulaşır. 7. gök katında 7 tane âlemden geçerek zikir hücrelerinde zikrini tamamlamak suretiyle Sidretül Münteha'ya ulaşır. Oradan da Allah'ın Zat'ına ulaşır.

Ruh, Allah'ın ruhudur. Doğuşunda o kişiye Allahû Tealâ tarafından üfürülmüştür. Allahû Tealâ ruhunu geri istiyor ve diyor ki: "Allah istemeyenleri dalâlette bırakır. Ama kim Allah'a ulaşmayı dilerse onları Kendisine ulaştırır."

Öyleyse 2 nevi insan var:

1- Allah'a ulaşmayı dilemeyenler; onlar dalâlette kalmaya mahkûmlar.

2- Kim de Allah'a mülâki olmayı dilerse, onları Allah mutlaka Kendisine ulaştırır.

Allah'a ulaşmayı dilemeyenler konusunda Allahû Tealâ Bakara-223'te diyor ki:



2/BAKARA-223: Nisâukum harsun lekum, fe’tû harsekum ennâ şi’tum ve kaddimû li enfusikum vettekûllâhe va’lemû ennekum mulâkûh(mulâkûhu), ve beşşiril mu’minîn(mu’minîne).
Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Ve kendiniz için (derecelerinizi arttıracak ameller) takdim edin. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na mülâki olacağınızı (kavuşacağınızı) bilin. Ve mü'minleri müjdele.





"Nisâukum: sizin kadınlarınız

harsun: tarladır

lekum: sizler için

fe'tû harsekum ennâ şi'tum ve: öyleyse tarlalarınıza gerçekten dilediğiniz taktirde, şekilde yaklaşın.

harsekum: sizin tarlalarınız

ve kaddimû li enfusikum: ve nefsleriniz için hazırlık yapın.

vettekûllâhe: ve Allah'a karşı takva sahibi olun.

va'lemû: ve bilin ki

ennekum: muhakkak ki siz

mulâkûhu: O'na mülâki olacaksınız.

ve beşşiril mu'minîn: ve mü'minleri müjdele."

Kimdir mü'minler? Mü'min dediğimiz zaman anladığımız şey nedir? Allah'a inanan kişi mü'mindir. Evet, Allah'a inanan kişi lügat mânâsı itibariyle mü'mindir. Ama 2 çeşit mü'min vardır:

1- Mü'min olan yani Allah'a inanan ama Allah'a ruhunu ulaştırmayı dilemeyenler.

2- Mü'min olan ama Allah'a ruhunu ulaştırmayı dileyenler.

Bu 2 gruptan sadece ikincisi yani ruhunu hayattayken Allah'a ulaştırmayı dileyen kişiler Allah'ın cennetine girebilirler. Dilemeyen hiç kimse Allah'ın cennetine giremez. Onların gidecekleri yer, ebediyyen kalmak üzere cehennemdir. Öyleyse Allah'a ulaşmayı dilemeyenler -ki konumuz o- onların gidecekleri yer, ne yazık ki cehennemdir.

Allah'a yakın olup da Allah'ın ibadetlerini yaparak ki bu ibadetlerden mutluluğu sağlamakta en büyük rol zikirdedir. Zikir, Allah'ın ismini "Allah, Allah, Allah, Allah..." diye sesli olarak tekrar etmektir. Veya "Allah, Allah, Allah, Allah..." diye sessiz olarak zikretmektir. Veya dilini de, ağzını da oynatmadan "Allah, Allah, Allah..." diye Allah'ı hafî zikretmektir (gizli zikir).

Kişi dilini de kımıldatmıyor, ağzını da kımıldatmıyor ama içinden "Allah" kelimesini tekrar ediyor. Daimî zikir, ancak bu tarzda bir zikirdir. Çünkü isteseniz de istemeseniz de uykunuz mutlaka gelecektir. İnsan vücudunun her gece uykuya ihtiyacı vardır. Bir süre uyuyacaksınız. Uyuduğunuz sürece iradeniz sizde değil. İradenizi kullanamazsınız. Ama uyuduğunuz sürece kalbinizin atışlarına paralel olarak iç dünyanızda bir ses, her kalbinizin çift atışında "Allah, Allah, Allah..." diye tekrar edebilir. Dilinizi kımıldatmadan bunu yapmayı öğreneceksiniz. Bunun en kolay şekli, kıbleyi sağınıza alarak yatmanız ve sağ tarafınıza dönerek sağ kulağınızın üzerine yatmanız, böylece sağ kulağınızda çift heceyle kalbinizin atışını duyabilmeniz söz konusu. Duyduğunuz zaman eğer zikre dilinizi kımıldatmadan başlayabilirseniz, içinizdeki ses "Allah, Allah, Allah..." diye dilinizi kımıldatmadan tekrar edecektir. Uykuya mutlaka dalacaksınız. Daldığınız zaman da aynı standartlar devam edecek. Öyle ki bir sabah uyandığınız zaman zikirle uyanacaksınız. İşte o zaman uykuda geçen devreyi de zikirle geçirdiniz demektir.

Hepiniz için mutluluk zikre bağımlıdır. Allahû Tealâ insanların her saniye mutlu olmasını istediği için zikri, çok zikri ve de daimî zikri farz kılmış. Allahû Tealâ Muzemmil-8'de şöyle buyuruyor:



73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş.




"Allah'ın ismiyle zikret ve O'na ulaş."

Allahû Tealâ kısmî zikri, günün yarısından daha fazla zikri farz kılıyor ve Allahû Tealâ daimî zikri de farz kılıyor. Âli İmrân Suresinde şöyle buyuruyor:



3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.





"Yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim: Öyleyse ayaktayken de otururken deyan üstü yatarken de hep Allah'ı zikredin."

İşte bir insanın otururken, ayaktayken ve yan üstü yatarken Allah'ı zikretmesi, Allah'ın bir ni'metidir.

Mutluluğun temelinde zikir vardır. Kalbinize Allah'ın nurları doldukça mutluluğu yaşarsınız. Mutluluğu yaşayabilmek, zikrin kalbinize ulaştıracağı nurların kalbinize girmesi ve yerleşmesiyle yaşanır. Kalbinize nur girdikçe mutluluk sizi bütün boyutlarıyla sarar.

Zikir, mutluluğun temelidir. Onun için Allahû Tealâ: "Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah'ı zikredin." diyor.

Allahû Tealâ Rûm Suresinde de buyuruyor ki:



30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.




"Munîbîne ileyhi: O'na (Allah'a) yönel (bunun mânâsı; Allah'a ulaşmayı dile).

vettekûhu: ve O'na karşı (Allah'a karşı) takva sahibi ol.

ve ekîmûs salâte: ve namaz kıl.

ve lâ tekûnû minel muşrikîn: ve müşriklerden olma."

Buradan çıkan sonuç; müşriklerin zikretmeyenler olduğudur. Zikir, bir insanı bu âyet-i kerime gereğince şirkten kurtaran, gizli şirkten kurtaran bir faktördür. Allah'a ulaşmayı dilemeyen herkes şirktedir. Sadece Allah'a ulaşmayı dileyenler şirkten kurtulurlar. Onlar artık müşrik değillerdir. Allahû Tealâ Allah'a ulaşmayı dileyen ve zikir yapan kişinin müşriklerden olmaktan kurtulacağını söylüyor.

Allahû Tealâ Yûnus Suresinde diyor ki:



10/YÛNUS-45: Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yete ârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah'a mülâki olmayı (Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar).





"Ve yevme: o gün

yahşuruhum: onları haşredecek.

keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri: gündüzden bir saatten fazla kalmamışlar.

gibi, Allah onları toplayacak (haşredecek).

yete ârefûne beynehum: aralarında tanışacaklar, birbirlerini tanıyacaklar.

kad: and olsun ki

hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi: Allah'a mülâki olmayı tekzip edenler hüsrandadırlar.

ve mâ kânû muhtedîn: Ve hidayete erenler olmadılar. Yani ruhlarını Allah'a ölmeden evvel ulaştırmadılar."

Öyleyse iki nevi insan var:

1- Allah'a ulaşmayı dileyenler,

2- Dilemeyenler.

İşte insanların Allah'a ulaşmayı dilememeleri, böyle bir dilek yoksa o kişinin kurtuluşa ulaşması da mümkün değildir.

İnsanlar, İslâm'ın 5 şartıyla cennete gireceklerini zannediyorlar. Genel olarak bu çerçeve kullanılıyor:

"İslâm'ın 5 tane şartı vardır:

1- Namaz kılmak,

2- Oruç tutmak,

3- Zekât vermek,

4- Hacca gitmek,

5- Kelime-i şahadet getirmek.

İşte bu bir insanı cennete götürmeye yeterli, doğru yoldur." diyorlar.

Gerçekten hepsi de farzdır. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet. Hepsi de farzdır. Ama bu 5 ibadet hiç kimseyi cehennemden kurtaramaz.

Bir insanın cehennemden kurtuluşu, ancak Allah'a ulaşmayı dilemekle mümkündür. Çünkü bir insan Allah'a ulaşmayı dilemezse takva sahibi olamaz. Allahû Tealâ diyor ki: "Cennet takva sahiplerine uzak olmayarak yaklaştırıldı."



50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.




"ve uzlifeti: ve yaklaştırıldı

el cennetu: cennet

lil muttekîne: muttakiler için, takva sahipleri için, takva sahiplerine yaklaştırıldı."

Bir insan Allah'a ulaşmayı dilemeden takva sahibi olamaz. İşte Rûm Suresinin 31. âyet-i kerimesi: "Allah'a ulaşmayı dile ve takva sahibi ol." diyor.



30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.





Sadece Allah'a ulaşmayı dileyenler takva sahibi olabilir. Allah'a ulaşmayı dilemeyen hiç kimse takva sahibi olamaz. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse ilk takvanın sahibidir. 2. takva ne zaman oluşur? Kişi ne zaman Allah'tan mürşidini sorarsa Allah ona mutlaka mürşidini gösterecektir. Eğer Allah'a ulaşmayı dilemişse mutlaka gösterecektir. Başka bir alternatif yoktur. Kişi Allah'ın gösterdiği mürşide ulaşıp, önünde diz çöküp gözyaşlarıyla mürşidine tâbî olduğu zaman... Kimi insanlar gözyaşı dökerek tâbî olurlar, kimi insanlar da gözyaşı dökmeden tâbî olurlar. Allahû Tealâ gözyaşlarına değil, kişinin gerçekten tâbî olup olmadığına, kalbinin bu istikamette ne söylediğine bakar. Eğer kişi kalben tâbî olmayı dilemişse ve bunu gerçekleştirmişse, mürşidine tâbî olmuşsa, Allah'a ulaşmayı dileyen bu kişi 2. kat cennetin sahibi olur. Muhteva:

1. safha: Allah'a ulaşmayı dilemek.

2. safha: Mürşide tâbiiyet. Böylece ruhun vücuttan ayrılması.

3. safha: Ruhun Allah'a ulaşması.

4. safha: Fizik vücudun Allah'a teslimi.

5. safha: Nefsin teslimi.

6. safha: Muhlis olmak.

7. safha: İradeyi Allah'a teslim etmek.

Görülüyor ki insanın manevî tekâmülü 7 tane safhadan oluşuyor. Burada bu 7 safhanın herbirisi ayrı bir takvayı içeriyor. Ama teslimlerin sayısına baktığınız zaman bunun 7 olmadığını, 4 olduğunu göreceksiniz.

1- Ruhun teslimi; 21. basamak.

2- Fizik vücudun teslimi; 25. basamak.

3- Nefsin teslimi; 26. basamak.

4- İradenin teslimi; 28. basamağın 5. kademesi.

Bu teslimlerin herbirisi, kişiyi daha üst bir cennete ulaştırır. Bu 7 safhanın herbirisi, 7 kat cennetin birisine ulaştırır. Öyleyse Allah'a ulaşmayı dilemeyenler hiçbir cennete giremezler. Cehennemden kurtuluş, bir dilekle başlar. Kim Allah'a mülâki olmayı dilerse o, takva sahibi olur. Cennete sadece takva sahipleri girer.

Allahû Tealâ buyuruyor ki: "Allah'a ulaşmayı dileyin ki; Allah size furkanlar versin ve sizden sizin günahlarınızı örtsün."



8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.




Gerçekten Allah'a ulaşmayı dileyen bir kişi Allah'tan furkanlar alır yani onun bu muhtevada günahlarının örtülmesi de söz konusu olur. Allahû Tealâ, Allah'a ulaşmayı dileyen birinin günahlarını örter. Allah'a ulaşmayı dileyen, ertesi gün ölen bir kişi mutlaka cennete girecektir; günahları örtüldüğü için. Allah'ın kanunu nasıl? "Kimin günahları sevaplarından fazlaysa onun gideceği yer cehennemdir." diyor. "Kimin de sevapları günahlarından fazlaysa onların gidecekleri yer de cennettir." diyor.



23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.



23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.




Kıyâmet günü herkes kendi mizanının başına ulaşır. O mizanda, mizanın o kişiye gösterilmesinde 2 grup melek (kiramen katibîn meleği) birlikte olur.

1- Onun düşüncelerini filme çeken kiramen katibîn melekleri.

2- O kişinin aksiyonlarını (davranışlarını) filme çeken ikinci grup kiramen katibîn melekleri.

Önemli olan, kişinin davranışları ve bu davranışlarda ne düşündüğüdür. Hangi düşüncenin tesiri altında kişi ne yapmıştır? Böyle bir dizaynda o insanların kurtuluşu söz konusudur. Eğer Allah'a ulaşmayı dilemişse, dileyen kişi mutlaka 1. kat cennetin sahibidir. Ölmüş! Olabilir. Ama kıyâmetten sonra cennetin 1. katına mutlaka gidecektir.

Bütün insanlar için ölümden sonra onların ruhları vücutlarından ayrılır. İşte o ayrılan ruhların gideceği yer, Allah'ın Zat'ıdır. 7 katı aşar ruhlar. Bu bir eğitimdir. Her katta bir eğitim görerek, 7 tane gök katını aşarlar. 7. katın 7 âlemini geçerler ve de Sidretül Münteha'yı aşarak zikir hücrelerinde zikirlerini tamamladıktan sonra Sidretül Münteha'ya ulaşırlar. Oradan da Allah'ın Zat'ına ulaşırlar.

Öyleyse insanlar her hâlükârda bir şeyler yapıyor. Allah'a ulaşmayı dileyenler mutlaka cehennemden kurtuluyorlar. Allahû Tealâ Bakara Suresinin 257. âyet-i kerimesinde işte bunu söylüyor:



2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.





"Allâhu velîyyullezîne âmenû: Allah âmenû olanların dostudur.

yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr: onları zulmetten nura çıkarır.

vellezîne keferû: o kâfirler ki, ve onlar ki kâfirlerdir

evliyâuhumut tâgûtu: onlar tagutun (insan ve cin şeytanların) dostlarıdır.

yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât: onlar, nurdan zulmete ulaştırılırlar.

ulâike ashâbun nâr: onlar, ateş ehlidirler

hum fîhâ hâlidûn: orada ebediyyen kalacaklardır."

Kim bu insanlar? Âmenûlar; Allah'a ulaşmayı dileyenler. Onlar zulmetten nura çıkarılırlar. Ama kâfirler; Allah'a ulaşmayı dilemeyenler. Onlar tagutun dostlarıdır.

Zumer Suresinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:



39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!




"Vellezîne: ve onlar

nectenebût tâgûte: taguttan içtinap etmek, kaçındılar

en ya'budûhâ: kul olmak. (Taguta kul olmaktan içtinap ettiler, kaçındılar. Kendilerini taguta kul olmaktan kurtardılar.)

ve enâbû ilâllâhi: Allah'a yöneldiler (ruhlarını Allah'a ulaştırmayı dilediler).

lehumul buşrâ: onlara müjdeler vardır.

fe: öyleyse

beşşir ıbâdi: kullarımı müjdele."

Allahû Tealâ A'râf Suresinde diyor ki:



7/A'RÂF-178: Men yehdillâhu fehuvel muhtedî ve men yudlil fe ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
Allah kimi hidayete erdirirse (kendisine ulaştırırsa), artık o hidayete ermiştir. Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır (nefslerini hüsrana düşürenlerdir).





"Men yehdillâhu fehuvel muhtedî: Kim Allah tarafından hidayete erdirilirse, ya da

Allah kimi hidayete erdirirse,

fe: o zaman,

huve:; işte o,

el muhtedî: o hidayete erer.

ve men yudlil: kim de dalâlette ise,

fe ulâike humul hâsirûn: işte onlar hüsrana uğrayanlardır."

Bu insanlar niçin dalâlettedirler? Allah'a ulaşmayı dilemedikleri için dalâlettedirler.

Rûm Suresinde Allahû Tealâ diyor ki:



30/RÛM-8: E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).
Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab'lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) inkar edenlerdir.




"E ve lem yetefekkerû fî enfusihim: nefslerinde tefekkür etmiyorlar mı ki? Düşünmüyorlar mı ki?

mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ: Allah, göklerdeki ve arzdaki ve ikisinin arasındaki şeyleri neden yarattı? Onlar, düşünmüyorlar mı?

illâ: sadece

bil hakkı: hak olarak, hak ile

ve ecelin musemmâ: ve belli bir vade ile, belli bir zaman parçası için.

ve inne kesîran minen nâsi: ve muhakkak ki insanlardan büyük kısmı

bi likâi rabbihim: Allah'a mülâki olmayı

le: mutlaka

kâfirûn: inkâr ederler."

"İnsanlardan çoğu, Allah'a mülâki olmayı mutlaka inkâr ederler."

İnsanlar, İslâm'ın 5 şartıyla cennete gireceklerini zannediyorlar. Hiç kimse İslâm'ın 5 şartıyla cennete giremez. Çünkü İslâm'ın 5 şartı arasında namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek var, Allah'a ulaşmayı dilemek yoktur. Ama Allahû Tealâ açık bir şekilde Allah'a ulaşmayı dilemeyenin gideceği yerin cehennem olduğunu söylüyor.

Kimler, Allah'a mülâki olmayı dilemezse onların gideceği yer cehennemdir. Öyleyse Allahû Tealâ'nın dizaynı, bütün insanlar için onları kurtarmaya yöneliktir.

Allahû Tealâ herkesin cennete girmesini ister ama insanları serbest iradeyle yaratmıştır. İnsanlar, kendi dilediklerini yapmakta serbest bırakılmıştır. Allahû Tealâ insanlara idrak vermiştir. İnsanlar idrak etsinler diye, künhüne varsınlar diye. Allah'ın emirlerini gerçek anlamda kendilerine mâl edebilsinler diye.

Allahû Tealâ Yûnus Suresinin 7 ve 8. âyetlerinde diyor ki:



10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.





"İnnellezîne: muhakkak ki onlar

lâ yercûne likâenâ: Bize mülâki olmayı dilemezler (ruhlarını hayattayken Bize ulaştırmayı dilemezler).

ve radû bil hayâtid dunyâ: ve dünya hayatından razıdırlar.

vatme'ennû bihâ: ve dünya hayatıyla mutmain olurlar.

vellezîne hum: ve onlar ki, onlar,

an âyâtinâ gâfilûn: âyetlerimizden gâfil olanlardır."

Kimmiş bu âyetlerden gâfil olanlar? Allah'a mülâki olmayı, hayattayken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı dilemeyenler. Bir sonraki âyet-i kerime Yûnus-8:



10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).





"Onların gidecekleri yer, kazandıkları dereceler itibariyle nârdır (ateştir)."

Öyleyse insanlar Allah'ın açıkça belirttiği üzere ya Allah'a ulaşmayı dileyeceklerdir, cehennemden kurtulacaklardır veya dilemeyeceklerdir, o zaman gidecekleri yer mutlak olarak cehennemdir. Âyet-i kerimeler açık ve kesin bir şekilde Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin gidecekleri yerin cehennem olduğunu söylüyor, ateş olduğunu söylüyor.

Allah için yaşamak, Allah'a ulaşmayı dilemekle mümkündür. Sadece Allah'a ulaşmayı dileyenler, onlar; onların gidecekleri yer Allah'ın cennetidir.

Bütün insanlar için Allahû Tealâ, Allah'a ulaşmayı dilemeyi farz kılarak insanların asgarî standartlarda bir tek dilekle cennete gitmelerini sağlamıştır. Bu kadar çok seviyor insanları. Kişiyi Kendisine ulaştırmayı da garanti etmiştir. Diyor ki: "Kim Bize mülâki olmayı dilerse, Biz onu Kendimize ulaştırırız." Gene diyor ki: "Allah herkesi Kendisine ulaştırmayı diler. Allah dalâlette olanları bırakır ama kim Allah'a ulaşmayı dilerse, Allah onları Kendisine ulaştırır." İşte kişinin talebi, işte Allah'ın yardımı ve sonuç!

Öyleyse bir tek dilek; Allah'a ulaşmayı dilemek, bir insanı Allah'ın cennetine mutlaka ulaştırır. Dilemeyenler ise ne yaparlarsa yapsınlar, cehenneme gitmeye mahkûmdurlar.

Allahû Tealâ'nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada bitiriyoruz sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah hepinizden razı olsun.
 
  Bugün 7 ziyaretçi (20 klik) kişi burdaydı! free counters
<
 
 

======== sagtus ======== sag =================

Her şey Çok mu güzel? Yoksa Allah'a ulaşmayı dileyenlere mi Öyle geliyor?

  İrtibat E-mail: iletisim@hidayetvakti.com