Her şey Çok mu güzel? Yoksa Allah'a ulaşmayı dileyenlere mi Öyle geliyor?

== <

   
  Muqeddes sevgi varsa oda Allahindir
  AHD
 
SOHBETİN ADI: AHD



TARİHİ: 01.01.2006





Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz. Konumuz; ahd.

Ahd müessesesi, Allah ile olan ilişkilerimizde önemli bir yer işgal eder. Allahû Tealâ A’raf Suresinin 172. âyet-i kerimesinde diyor ki:



7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”





“Biz bütün Âdemoğullarını birbirinin sırtlarından çıkararak huzurumuzda hepsini topladık ve onlara dedik ki: (e lestu birabbikum) Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (kâlû) dediler ki (belâ) evet.”

Negatif suallerin pozitif cevabı “belâ: Evet, Sen bizim Rabbimizsin.”

Allahû Tealâ “Kıyâmet günü ‘Ben bundan haberdar değildim.’ demesinler diye onların ruhlarını ve fizik vücutlarını nefslerine şahit kıldım.” diyor. İşte olay bu olay. Acaba bundan sonra ne olmuş? Maide Suresi 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:



5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.




“Allah’a verdiğiniz misakı hatırlayın. ‘İşittik ve itaat ettik.’ demiştiniz. Allah da sizlerden misak almıştı.”

İşte o gün, “e lestu birabbikum” günü, Allahû Tealâ bütün insanlarla konuşuyor. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Sual. Cevap: “Belâ: Evet, Sen bizim Rabbimizsin.” Onun üzerine Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Ben sizin Rabbiniz olduğuma göre, Bana teslim olacağınıza dair sizlerden yemin istiyorum ey nefsler, misak istiyorum ey ruhlar, ahd istiyorum ey fizik vücutlar. Sözlerimi işittiniz mi?” Biz de diyoruz ki: “İşittik.” Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Öyleyse itaat edin.”

Ruhlar biz hayattayken, dünya hayatını yaşarken, ruhumuzu Allah’a ulaştıracağımıza dair Allah’a misak veriyor. Fizik vücutlar, biz dünya hayatını yaşarken, fizik vücudumuzu Allah’a teslim edeceğimize dair ahd veriyor. Nefsler ise Allahû Tealâ’ya nefsimizi Allah’a teslim edeceğimize dair yemin veriyor.

Burada her şey bitiyor mu? Hayır, bitmiyor. Âyet-i kerime “İşittik ve itaat ettik. dediniz.” diyor. Allahû Tealâ’nın ”Sözlerimi işittiniz mi?” talebi üzerine diyoruz ki: “semi’nâ: İşittik.” Allahû Tealâ da ruhumuzdan, vechimizden, nefsimizden; ruhumuzu, vechimizi ve nefsimizi Allah’a teslim edeceğimize dair yemin, misak ve ahd istiyor. Biz de bu yemini, misak ve ahdi veriyoruz, emre itaat ediyoruz.

Herşey bitiyor mu? Hayır, bitmiyor. Bu noktadan sonra olay devam ediyor ve farklı bir olayla karşı karşıya kalıyoruz. Allahû Tealâ’nın İlâhi İradesi devreye giriyor ve bizim irademize sesleniyor: “Senden de misak istiyorum. Sen de bana teslim olacaksın.” diyor. İrademiz de Allahû Teala’ya Allah’a teslim olması konusunda misak veriyor.

Öyleyse ruhumuz Allah’a misak vermiş ama irademiz de irademizin Allah’a teslimi sadedinde Allah’a misak vermiş. İşte bu misake baktığımız zaman, bu iradenin teslimi misakinin gerçekleşebilmesi, önce ruhumuzun sonra fizik vücudumuzun, sonra da nefsimizin Allah’a teslim olmasını gerektirir. Bu üçü Allah’a teslim olmamışsa, irademizin Allah’a teslimi hiçbir zaman mümkün değildir.

22. basamakta ruhumuz Allah’a teslim olur, Allah’ın Zat’ında yok olarak. 25. basamakta fizik vücudumuz Allah’a teslim olur. 26. basamakta nefsimiz Allah’a teslim olur. 28. basamağın 5. kademesinde irademiz Allah’a teslim olur. Böylece Allah’a verdiğimiz yeminimizi de misakimizi de ahdimizi de irademizin Allah’a verdiği misaki de gerçekleştiririz.

Peki, hepsi bu kadar mı? Hayır. Allahû Tealâ bir de bizden ahd istiyor. İşte Allahû Tealâ’nın bizden istediği bu ahd; ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmemizi bütünüyle emreden bir müessesedir.

Ne olmuştu? Ruhumuz teslim olacağına dair Allah’a misak vermişti. Fizik vücudumuz ahd vermişti, nefsimiz yemin vermişti. Bunları yerine getirmek yeminimizi, misakimizi ve ahdimizi yerine getirmekti.

Bunların ötesinde Allahû Tealâ irademizden misak istiyor, irademizi Allahû Tealâ’ya teslim etmek için. Herbirisi ait olduğu asıldan isteniyor. Ruhtan isteniyor, fizik vücuttan isteniyor, neftsen isteniyor ve iradeden isteniyor. Peki, bunların hepsinden birden istenen bir yemin var mı? Böyle bir yemin türü var, onun da adı ahd; ruhumuzun da vechimizin de nefsimizin de irademizin de Allah’a teslimi emri.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde bu konuları muhteşem bir şekilde açıklamıştır. Nasıl biz Allah’a yemin misak ve ahd vermişsek, arkasından irademiz Allah’a bir de misak vermişse, arkasından dört tanesi birden Allahû Tealâ’ya ahd vermişlerse, toplamı birden hepsi birarada iken Allah’a verdikleri yeminin türü ahddir.

Allahû Tealâ’nın cephesinden de duruma bakıyoruz. Allahû Tealâ buyuruyor:



6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.



6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.




Allahû Tealâ diyor ki: “Allah’ın ahdini ifa edin, yerine getirin. İşte bu Sıratı Mustakîm’dir. Sıratı Mustakim’e tabi olun ve müşriklerden olmayın.” Ama âyet-i kerime orada bitmiyor ve şöyle devam ediyor: “Allah’ın vasiyetini yerine getirin ki takva sahibi olasınız. İşte bu takva, son takvadır. Sakın Allah’ın Sıratı Mustakîm’inden ayrılmayın. Sıratı Mustakîm’in üzerinde olun.”

Burada Allah’ın ahdi ve vasiyeti geçiyor. Konuyu incelediğimiz zaman şunu görüyoruz: Allah’ın ahdi, sadece irademizi Allah’a teslim etmemiz için Allah’ın bizden aldığı misaktir. İrademizin Allah’a teslim olmak konusunda Allah’a verdiği bizim misakimiz, Allah’ın ahdini oluşturuyor.

Allah’ın vasiyeti ise bizim ahdimizi oluşturuyor. Ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi hepsini birden Allah’a teslim etmemiz Allah’ın vasiyetidir. “O vasiyeti yerine getirin ki asıl takvanın sahibi olasınız.” diyor Allahû Tealâ. Bu takva, bihakkın takvadır, takvaların en üst kademesidir. Ruhun da vechin de nefsin de iradenin de Allah’a teslimini ifade eder.

Allahû Tealâ insanların Allah’a verdiği misaklerini ve yeminlerini yerine getirmelerini istiyor. İnsanların Allah’a verdiği yeminler, ruhumuzun, vechimizin ve nefsimizin Allah’a verdiği yeminlerdir. Buna irademizin Allah’a verdiği misak eklendiği zaman, bu hepimizin ahdi oluyor. Bu ahd ruhumuzun, vechimizin, nefsimizin ve irademizin Allah’a verdiği yemin, misak, ahd ve misakin bütününü içeriyor ve sadece ahd adını alıyor. Dört teslim birden içeriyor: ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah’a teslimi. Allah cephesinden baktığımız zaman bu, Allah’ın bize olan vasiyetidir. “Böyle olun ki; Allah’ın vasiyetini yerine getirin ki bihakkın takvaya ulaşasınız.” diyor. Nihai takvaya ancak böyle ulaşılabiliyor.

Sevgili kardeşlerim, şimdi beraberce Rad Suresinin 20. ve 21. âyetlerine bakıyoruz. Allahû Tealâ burada da konuya aynı standartlarda açıklama getirmiş.



13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.



13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.




“Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi: Onlar Allah’ın ahdini yerine getirirler.”

Ellezîne: Onlar ki;

Yûfûne: İfa ederler,

bi ahdillâhi: Allah’ın ahdini.

Yani iradelerini Allah’a teslim ederler. Allah’ın ahdi, irademizi Allah’a teslim etmekti. “Allah’ın ahdini ifa ederler ve iradelerini Allah’a teslim ederler.”

“Ve lâ yenkudûnel misâk: Böylece misaklerini bozmazlar.”

İşte her kim Allah’ın ahdini ifa ederse, misakini bozmaz. Allah’ın ahdi neydi? İrademizin Allah’a teslimiydi. Bizim irademizin Allah’a verdiği misak neydi? İrademizin Allah’a teslimiydi. Öyleyse Allah’ın ahdini yerine getiren kişi, iradesini Allah’a teslim eden kişidir. Ve iradenin Allah’a teslimi, bizim irademizin Allah’a verdiği misaki ifade eder. Allah açısından da irademizin teslimini isteyen emir, Allah’ın ahdidir.

Öyleyse âyet-i kerime son derece açık bir şekilde bunu içeriyor. Ruhumuzun, vechimizin, nefsimizin ve irademizin Allah’a tesliminin hepsini değil, irademizin Allah’a teslimini içeriyor. Ama ne var ki ruhumuzu, vechimizi ve nefsimizi Allah’a teslim etmezsek irademizi hiçbir şekilde Allah’a teslim etmemiz mümkün değildir. Ne diyor Allahû Tealâ: “Onlar Allah’ın ahdini ifa ederler ve misaklerini bozmazlar.”

Allah’ın ahdi, irademizin teslimi; misakimiz, irademizin teslimi. Allah’ın ahdini ifa eden, iradesini Allah’a teslim etmiştir. Ama daha evvel mutlaka ruhunu, vechini, nefsini Allah’a teslim etmiş olması da asıldır.

Burada “ve lâ yenkudûnel misâk: Onlar misaklerini bozmazlar.” sözü, bir sonraki âyet-i kerimede çok güzel bir netice değişikliğine sebebiyet veriyor. Allahû Tealâ “Onlar misaklerini bozmazlar.” dedikten sonra, Rad Suresi 21. âyette diyor ki:

“Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale: Ve onlar Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi yani ruhlarını O’na ulaştırırlar.”

Ruhlarını Allah’a ulaştıran bu insanlar ne yapmışlar? Misaklerini bozmamışlar. Ne demiştik? Ruhumuz Allah’a ezelde misak vermiş, sadece ruhumuzun Allah’a teslimi konusunda. Fizik vücudumuz Allah’a ahd vermiş, fizik vücudumuzun Allah’a teslimi konusunda. Nefsimiz Allahû Tealâ’ya yemin vermiş, Allah’a nefsimizin teslimi konusunda. Ruhumuzun yemini misak, fizik vücudumuzun yemini ahd ve nefsimizin yemini yemin. Buradan, Allahû Tealâ Rad suresi 20. Âyet-i kerimede “Onlar misaklerini bozmaz.” dedikten sonra ruhumuzun misaki çıkıyor ortaya.

Allahû Tealâ “Ve onlar Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah’a ulaştırırlar, misaklerini bozmazlar. Misakleri, ruhlarını Allah’a ulaştırmaktı. Onu gerçekleştirirler.” diyor. “Onlar Allah’a, Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi O’na, Allah’a ulaştırırlar.” diyor.

Öyleyse irademizi Allah’a ulaştırmak gibi ruhumuzu Allah’a ulaştırmak gibi bir temel görevimiz var. Bu, ruhumuzun Allah’a ulaştırılmasıdır. Adı da misaktir. Öyleyse Rad Suresinin 20. âyet-i kerimesindeki “Ve onlar misaklerini bozmazlar.” ile 21. âyet-i kerimeyi birleştirdiğimiz zaman ruhumuzun misaki ortaya çıkıyor. Ama Rad Suresinin 20. âyet-i kerimesini tek başına alırsak, o zaman da irademizin misaki ortaya çıkıyor. İkisi, birbirinden çok farklı iki hüküm doğuruyor.

Öyleyse, Allahû Tealâ’nın indinde herşey en güzel standartlarda oluşuyor. Âyet-i kerimenin devamında Allahû Tealâ diyor ki:

“Onlar Allah’ı, Allah’ın vechini dileyenlerdir. Onlar misaklerini bozmazlar.”

“Ve yehâfûne sûel hisâb: Kötü hesaptan korkarlar yani kazandıkları derecelerin kaybettikleri derecelerden az oluşundan korkarlar.”

“Ve yahşevne rabbehum: Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar.”

“Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim: Onlar sabırla Allah’ın Zat’ını dileyenlerdir.”

İşte sevgili kardeşlerim, bu âyette bulunan, bu Allah’ın Zat’ını dileme müessesesi, iki nevi dilemeyi ifade eder.

1- Allah’ın Zat’ına insan ruhunun ulaşması, 21. basamaktaki bir olaydır. Allah’a ulaşmayı dileriz. Mürşidimize ulaşıp tâbî oluruz ve 7 safhada ruhumuzu Allah’a ulaştırırız. 7 tane gök katı aşar ruhumuz ve Allah’a ulaşır. Ruhumuzu Allah’a ulaştırmak; ulaştırmak üzere Allah’ın Zat’ını dilemeyi ifade eder.

2- Ama bir de Allah’ın Zat’ını görmek üzere Allah’ı dilemek vardır. Bu dilek, Allah’ın Zat’ını böyle dilemek, en son basamağı ifade eder; 28. basamağın 5. kademesini.

Öyleyse böyle bir dizaynda, 28. basamağın 5. kademesi, iradenin Allah’a teslimi bize neyi sağlar? Allah’ın Zat’ını görmeyi sağlar. Öyleyse Allah’ın Zat’ı görülebilir mi? Evet, görülebilir ama bu gözlerle değil, baş gözleriyle değil, buradaki gözle, kalp gözüyle. Allahû Tealâ iradesini Allah’a teslim eden kişiye rüyetullahı nasip eder; Allah’ın Zat’ının görülmesini.

İşte Allah ile olan ilişkilerimizde muhtevaya baktığımız zaman gördüğümüz şey nedir? Gördüğümüz şey, Allah’ın Zat’ını dilemek iki safha içerir:

1. safhada Allah’ın Zat’ına insanın ruhu ulaşır. Bu Allah’ı dilemenin 1. safhasıdır. Son safhada ise Allah’ın Zat’ı görülür. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi Allah’a ulaştıktan sonra, daimî zikre ulaşmayı Allahû Tealâ ona nasip kılmışsa, o kişi mutlaka iradesini Allah’a teslim edecektir ve irşad makamının sahibi olacaktır.

O noktadan sonra olaylar birbirini takip eder. Kişi Allahû Tealâ’dan tam 19 mertebe müzeyyen olma müessesesini, Allah’ın kendisine ihsan etmesini bekleyerek bu istikamette Allah’a devamlı taleplerle ulaşır. Zikrini arttırmıştır, Allahû Tealâ onun günahlarını örtmüştür, salâh nuru vermiştir, günahlarını sevaba çevirmiştir ve onun iradesini teslim almıştır. Ardarda bu olaylar vücuda gelir ve kişi iradesini de Allah’a teslim eder.

Görülüyor ki Allahû Tealâ hem iradenin Allah’a teslimini hem ruhun Allah’a teslimini misak adıyla öyle ustaca kullanmış ki; konunun başı ile sonu arasında tam bir denge, tam bir ahenk kuruluyor.

Rad Suresi 20. âyet-i kerimesini bütün olarak alanlar için Allah’ın Zat’ının görülmesi söz konusudur. Rad Suresinin 20. âyet-i kerimesinin “Onlar misaklerini bozmazlar.” kesimini Rad Suresi 21. âyet-i kerimesindeki “Ve onlar Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah’a ulaştırırlar.” ifadesiyle birleştirirseniz, o zaman yine Allah’ı dilemek söz konusudur ama bu Allah’a ruhu ulaştırmayı dilemek şeklindedir.

Rad Suresi 20. âyet-i kerimesininAllah’ın Zat’ının görülmesini de ifade ettiğini nereden anlıyoruz? Rad Suresinin 21. âyet-i kerimesinden sonra 22. ve 23. âyet-i kerimelerine baktığımız zaman; Allahû Tealâ o kişilerin gideceği yerden bahsettiğini görüyoruz: “Onlar Adn cennetlerine girerler.” diyor.



13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).
Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.



13/RA'D-23: Cennâtu adnin yedhulûnehâ ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim vel melâiketu yedhulûne aleyhim min kulli bâb(bâbin).
Adn cennetleri (vardır). Onların babalarından ve eşlerinden ve zürriyyetlerinden salâha ulaşan kimseler, ona (adn cennetlerine) girerler. Ve her kapıdan melekler, onların yanlarına girerler.




Burada Allahû Tealâ iradelerini de Allah’a teslim eden o kişilerden bahsediyor. Onlardan her zaman “Onlar kötülüğe iyilikle mukabele edenlerdir.” şeklinde bir bahisle bahsediyor.

İşte burada bir sonuç var. Allahû Tealâ muhteşem bir statü içinde, hem ruhumuzu Allah’a ulaştırmaya misak adını vermiş, bizim Allah’a verdiğimiz misakimiz olarak değerlendiriyor. Hem de sadece irademizin teslimine de yine misak diyor. Hem fizik vücudumuzun Allah’a teslimine ahd diyor. Hem de Allahû Tealâ bizim ahdimize ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi, hepsini birden teslim ettiğimiz bir statü içinde bir açıklamayı getiriyor.

Allahû Tealâ’nın indinde öyle bir muhteşem dizayn kurulmuş ki; âyetlerin muhtevasına baktığımız zaman, her âyette birbirini tamamlayan bir açıklama buluyorsunuz ve karmaşık olan hüviyet, neticede çok açık bir hüviyete dönüşüyor. Onun için Kur’ân’nın tefsiri, insanlar tarafından yapılamaz. Kur’an’ın tefsiri, Allahû Tealâ’nın öğretisi ile gerçekleşen bir müessesedir. Eğer Allahû Tealâ bize bunları öğretmeseydi, biz de sizlere öğretemezdik. Bu kavramlar, ayrı ayrı âyetlerde, öyle bir şekilde Allahû Tealâ tarafından dizayn edilmiş ki; Allahû Teala tam anlattığımızı açıklıyor. Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bize Allahû Tealâ Kur’an’ı öğretti.

İşte bu yemin, misak ve ahd müessesesi de iki ahd, iki misaktan oluşan, bir de yeminden oluşan, Kur’an-ı Kerim’in açıklamalar dizisidir. Ancak Allahû Tealâ açıklamayı yaparsa aydınlanır. Yoksa insanlar çok karmaşık mefhumlar olarak değerlendirir.

Allahû Tealâ Al-i İmran Suresinin 76. âyet-i kerimesinde: “Kim yeminlerini ve ahdini ifa ederse.” diye bir ifade kullanıyor.



3/ÂLİ İMRÂN-76: Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn(muttekîne).
Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir ve takva sahibi olursa, o taktirde muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever.





Yeminleri, ruhun, vechin, nefsin teslim edilmesini ifade ediyor. Yemin, misak ve ahd. “Allah’ın ahdini” deyince Allahû Tealâ, yemin, misak ve ahdin arkasından Allah’ın ahdi geliyor yani irademizin teslimi geliyor. Kelimelerin muhtevasından, cümlenin gelişinden hep aynı neticeleri çıkartıyorsunuz ama Allahû Tealâ size bunu öğretmişse tabiî.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde sizlerle birlikte olmayı bize nasip kıldı. Buna ne kadar hamdetsek şükretsek azdır. Allahû Tealâ’nın huzurunda hepiniz selâmlıyoruz. Sonsuz mutlulukların sizlerin olmasını diliyoruz.
 
  Bugün 9 ziyaretçi (44 klik) kişi burdaydı! free counters
<
 
 

======== sagtus ======== sag =================

Her şey Çok mu güzel? Yoksa Allah'a ulaşmayı dileyenlere mi Öyle geliyor?

  İrtibat E-mail: iletisim@hidayetvakti.com