Her şey Çok mu güzel? Yoksa Allah'a ulaşmayı dileyenlere mi Öyle geliyor?

== <

   
  Muqeddes sevgi varsa oda Allahindir
  HAK VE VAZİFE
 
SOHBETİN ADI: HAK VE VAZİFE


TARİHİ: 30.10.2003




Konumuz hak ve vazife.

Bu hayata gelirken sizin iradenizin hiçbir rolü yoktu. Allah sizi yaratmayı diledi ve var oldunuz. Yaşamak sizin de hakkınız. Mutluluk sizin de hakkınız. Ama bir hakka ulaşmak ona lâyık olmakla mümkündür. Öyleyse şu hayata lâyık olmuşsunuz ki; Allahû Tealâ sizleri yaratmıştır. Yaşama hakkını Allahû Tealâ size vermiştir. Niçin vermiştir? Şu dünyada Allah ile aranızdaki vazifeleri gerçekleştiresiniz, başka insanlar için de bir mutluluk aracı olasınız diye.

Allahû Tealâ hepinizi bir hedefe yönelik olarak yaratır, sizi mutlu kılmak için. İşte o mutluluğu elde etmek vazifeniz, mutluluğu elde etmek için çalışmak vazifeniz ve mutluluk bu vazifenin sonunda sizin hakkınız.

Hayatınızın geleceğini muhtevanıza aldığınız zaman hakların ve vazifelerin sıralandığını görürüz. Allah’a ulaşmayı dilemek vazifenizdir. Göreviniz budur. Bütün insanlar Allah’a ulaşmayı dilemekle tasavvufî hayata, İslâmî hayata, dîni hayata başlarlar. Allah ile olan ilişkileri o güne kadar yoktur. İlişki o gün başlar. Allahû Tealâ herkesi vazifeye davet eder. İnsanlar onu yerine getirmedikçe Allah ile bir ilişki kuramazlar.

Allah’a ulaşmayı dilediğiniz zaman bir hakkın sahibi olursunuz. Nedir hakkınız? Allahû Tealâ size 7 tane furkan verir ve arkasından da bütün günahlarınızı örter. Allah’ın davetine icabet vazifeye giriştir. Davete icabet ettiğiniz zaman artık vazifedesiniz. Vazifenizi yaptınız, Allah’a ulaşmayı dilediniz. Dilediğiniz an hak sahibi olursunuz. Allahû Tealâ ne yapacak? Size furkanlar verecek, günahlarınızı örtecek. Günahlarınız örtülünce 7. basamakta, ne olacak? Allah’a ulaşmak için harekete geçeceksiniz. Vazifenizi yapacaksınız. Nasıl? Allahû Tealâ’nın bütün ibadetlerini yerine getirmeye başlayarak.

Namaz kılmak vazifenizdir. Oruç tutmak vazifenizdir. Zekât vermek vazifenizdir. Hacca gitmek vazifenizdir. Kelime-i şahadet getirmek vazifenizdir ve 6. vazifeniz zikir yapmaktır. 7.’si de Allah’a ulaşmaktır. Öyleyse 1. vazifenizi yaptınız. Allah’a ulaşmayı dileme davetine icabet ettiniz. Allah’a ulaşmayı dileme davetini yerine getirdiniz. Dilediniz.

Bunun üzerine hakkınızı Allahû Tealâ mutlaka size teslim eder. Sonra Allahû Tealâ size namaz kılmanın, oruç tutmanın, zikir yapmanın, saydığım vazifelerinizin sizin için en güzel olmasını temin eder. Size hiçbir zaman namaz, oruç, zikir ağır gelmez. Allah’a ulaşmayı dilediyseniz, bunların birer zevk unsuru olduğunu anlayacaksınız. Allah’ı seveceksiniz, etrafınızdaki insanları seveceksiniz ve ibadetleri, vazifeleri seveceksiniz.

Haklar ve vazifeler. Her açıdan sizin için söz konusu olan şey vazifenizi yapmanızdır. Her seferinde hakkınız size Allahû Tealâ tarafından eksiksiz olarak teslim edilir. Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilediniz ve Allahû Tealâ’dan hakkınız olan bütün engellerin kaldırılmasını 7 furkan olarak aldınız. Yetmez, arkasından da Allah bütün günahlarınızı örttü. Bundan sonraki vazifeniz mürşidinize ulaşmaktır. Bu, Allah’a ulaşmanın ilk kesimidir. Burada vazifeniz, bütün ibadetlerinizi en güzel standartlarda gerçekleştirmektir. Zaten Allah’a ulaşmayı dilediğinize göre Allahû Tealâ size mutlaka namazı sevdirecek, bütün ibadetleri sevdirecektir ve siz de onları zevk alarak gerçekleştireceksiniz. Böylece huşûya ulaşacaksınız, irşad makamını hacet namazı kılarak soracaksınız.

Size en yakın yerden bir mürşid gösterilecek, O’na ulaşıp tâbî olacaksınız. Tâbî olduğunuz zaman bir hakkın sahibi olursunuz. Allah’a ulaşmayı dilediğiniz zaman Allahû Tealâ size neler yapmıştı? Furkanlar vermiş, günahlarınızı örtmüştü. Ondan sonra devam etti; göğsünüzden kalbinize nur yolu açtı, kalbinize ulaştı. Sizi huşûya ulaştırdı, ondan sonra hacet namazını kılınca mürşidinizi O gösterdi. Bunlar hep Allah’ın sizin vazifenizi yapmanıza karşılık hakkınız olan şeyleri birer birer size teslim etmesidir.

Bunlar hep haklarınız olarak geldi. İbadetleri severek yaparak hacet namazını kıldınız, mürşidinizi gördünüz. Ulaştınız, tâbî oldunuz. Tâbî olmak vazifeniz. Tâbiiyetinizi gerçekleştirdiğiniz zaman, 7 tane daha hakka kavuşursunuz. 7 tane ni’met, sizin herbiri ayrı ayrı hakkınızdır. Başınızın üzerine devrin imamının ruhu gelir ve yerleşir, 1. ni’met. O güne kadar Allahû Tealâ’nın size verdiği bütün ihsanlar, o günden itibaren ni’met hüviyetini alır. Artık Allahû Tealâ’nın ni’metleriyle karşı karşıyasınız.

1. ni’met; devrin imamının ruhunun başınızın üzerine gelip yerleşmesi.

2. ni’met; devrin imamının ruhunun, “Senin yevm’et talâkın geldi. Artık Allah’a dönebilirsin. Sana Allah’ın emrini tebliğ ediyorum.” diyerek sizin ruhunuza emir vermesi ve ruhunuzun vücudunuzdan Allah’a doğru ayrılması.


40/MU'MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah'a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah'ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.




3. ni’met; kalbinizin içine Allahû Tealâ’nın îmânı yazması.


58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhîri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu), ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah'a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah'a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah'a ve O'nun Resûl'üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razı oldular. İşte onlar, Allah'ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah'ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?



4. ni’met; günahlarınızın sevaba çevrilmesidir. Zaten Allahû Tealâ günahlarınızı örtmüştü. Onunla yetinmez bir de sevaba çevirir. Onunla da yetinmez, o güne kadar size sadece 1’e 10 verirken, o günden itibaren her 1 derecelik sevabınıza, kazandığınız her dereceye 100 katını vermeye başlar.


2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi'dir, Alîm'dir.




Fizik vücudunuz şeytana kul olmaktan kurtulmaya Allah’a kul olmaya başlar. Nefsiniz nefs tezkiyesine başlar. İradeniz de güçlenmeye başlar. Allahû Tealâ’dan 7 tane ni’meti alırsınız, bu sizin hakkınız. O kadar mı? Hayır değil, hakkınız devam eder. Allahû Tealâ diyor ki:


42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).



“Bana ulaşmayı dileyeni mutlaka Kendime ulaştırırım.”

Burada Allah’ın bir garantisiyle karşı karşıyasınız. Allah’a ulaşıncaya kadar sizin hakkınız devam edecektir. Buna karşılık sizin de vazifelerinizi yapmanız lâzım. Bu yolculuk, seyr-i sülûk boyunca sürer ve ruhunuz vücudunuzdan ayrılıp Allah’a doğru yola çıkmak üzere önce mürşidinizin dergâhına oradan da devrin imamının ana dergâhına ulaşır. Bundan sonra seyr-i sülûk başlar.

Seyr-i sülûk, nefsinizin kalbinde her %7 nur birikiminde ruhunuzun 1 gök katı yükselmesiyle, sonunda Allah’a ulaşmasının adıdır. Bu da hakkınızdır. Mürşide ulaşmakla oradaki vazifenizi yaptınız. Şimdi yapmanız lâzımgelen şey, zikirlerinizi gederek arttırmanızdır. 15.000 zikre kadar 1. gök katındasınız. Ondan sonra her 2.000 artışta 2., 3., 4., 5., 6., 7. gök katlarına çıkacaksınız. 33.000 zikre ulaştığınız zaman 7 gök katında Allah’a ulaşacaksınız.

Zikirlerinizi yapmak, namazlarınızı kılmak, zekâtınızı vermek, söylediğimiz ibadetleri yapmak burada da vazifeniz. Allahû Tealâ hak ettiğiniz Kendi Zat’ına ulaştırma işlemini mutlaka gerçekleştirecektir. Allahû Tealâ sizi Sıratı Mustakîm’e ulaştırdı. Sıratı Mustakîm üzerinden devamlı yükseleceksiniz. 1. kattaki secde, 2. kattaki secde, suvarılma işlemine dikkat edin. Suvarılma işlemi suvarılmaya hak kazandığınız için gerçekleşir. Orada Allahû Tealâ her gün ruhunuzu bir havuza sokar. Başka insan ruhları ile birlikte orada aklanırsınız. Orada şeffaf bal rengindeki bir sıvının içerisinde suvarılırsınız. Böyle bir dizaynda herşey en güzel standartlardadır.

3. katta secde, 3. kat ile 4. katın arasında mihenk menfezini görmek ve mihenk menfezinden 4. kata çıkmak,

4. katta Beyt-ül Makdes’te, Makdes’in aslında secde,

5. katta Beyt-ül Haram’da secde,

6. katta Allah’ın boyasıyla boyanmak. Buz kalıbı gibi bir nurdan çıkan ışınlar, yüzünüzü elinizi, açıkta kalan yerlerinizi, yüzünüz eliniz zaten, beyaz, çok açık yeşil beyaza boyayacak. Fosfor yeşiline yakın, ondan daha beyaz. Sonra derileriniz çatlayacak. Bu ışını almanız, derinizin çatlaması, bütün bu katları adım adım dolaşmak sizin hakkınızdır.

Siz Allah’a ulaşmayı dilediniz, Allahû Tealâ’dan mürşidinizi istediniz, O’na ulaştınız, ruhunuz Allah’a doğru yola çıktı, Allah’ın Zat’ına mutlaka ulaşacak. Allahû Tealâ sözünü yerine getirir, siz ise yol boyunca vazifelerinizi yaparsınız. 6. kattaki suvarılma, 6. kattaki Allah’ın boyasıyla boyanma, sıbgatullah olma işlemi bir gün sizin için de tamamlanacak.

Bir gün derileriniz çatlamayacak. Çatlamadığı zaman size, hakkınız olan bir kılıç teslim edilecek. Elbiseleriniz değiştirilecek, Kafkas dansı yapanların giydikleri elbiselere benzer bir hüviyette elbiseniz olacak. Kılıcı yukarıya doğru kaldırıp, elinizin desteğiyle kubbeden yükseleceksiniz. Bu da Allahû Tealâ tarafından size verilen bir haktır. O kılıç Hakk’ın kılıcı ve o kılıçla beraber yükselip altın zincire ulaşmak vazifenizdir. Oraya, 7. katın giriş kapısına ulaşıyorsunuz. Sıratı Mustakîm’den 7. kata giriş.

Burada vazifenizi yapmak durumundasınız. O altın zincir orada devrin imamının sahip olduğu dergâhta Sıratı Mustakîm’in girişi var. Takriben 4m yükseklikte, 1,5m genişlikte bir altın kapı. Bu, tek kanatlı, üzerinde tokmak filan olmayan, baklava dilimli bir kapıdır. Eşik yerdedir. Kapının eşiğinde merdiven falan hiçbir şey yoktur.

Ana dergâhtaki kapı, Sıratı Mustakîm’in giriş kapısıdır. Çıkış kapısı ise Sıratı Mustakîm’in bittiği yerde, Levh-i Mahfuz’dadır. 7. gök katına giriş kapısı altın bir kapıdır, önünde 7 tane beyaz mermer merdiven ve yaklaşık 2m genişliğinde bir sahanlık var. 7 tane beyaz mermer merdivenin 5.’sinin üzerinde iki tırabzan arasına altın bir zincir uzatılmış durumdadır ve 7 tane baklavadan oluşur. İşte oraya ulaşabilen, o ana kadar vazifesini yapmış olan kişi yeni bir vazifeyle karşı karşıyadır. O altın zincirin üzerine mutlaka kılıcıyla vurmak durumundadır ve vurur. Kılıç, altın zinciri ikiye ayırır. Aynı anda arkadaki kapı açılır. Zincire vurmak vazifeniz ama kapının açılması hakkınızdır.

Bu hakkın devamı var. Üst kata yükselirsiniz yani tavandan yukarıya çıkıp zikir hücrelerine ulaşırsınız. Solunuz, geçmişiniz bir duvarla örtülüdür. Bu duvarın üzerinde, sıva filan söz konusu değildir. Bu duvar taşlardan örülmüştür. Taşlar sadece birbirinin üstüne konularak gerçekleştirilmiştir. Sağınıza döndüğünüz zaman karşınızda kader hücrelerinizi görürsünüz. O anınızın sonrasında, sağ tarafınızda, yarınınız, öbür gününüz, daha öbür gününüz yani orada, hayatınız boyunca geçireceğiniz günlerin hepsi var. Daha ötesi var; cennet hayatınız söz konusudur. Eğer oradaysanız gideceğiniz yer mutlaka Allah’ın cennetidir. Yolunuzda sebat ederseniz başka bir alternatif hiç olmaz.

Burası kader hücreleri yani 7. katın 1. âlemidir. Buraya ulaşıp da altın zinciri aştığınız zaman, buraya ulaşma hakkının sahibi oldunuz. Sonra birçok defa aşağı gene ineceksiniz. 7. katın son âlemine gelene kadar, her gün buraya kadar çıkacaksınız tekrar aşağıya ineceksiniz. Evvelâ zemin katta, 7. katın 1. âlemine birçok gün gidip geleceksiniz. Yukarıdan aşağıya inip, tekrar aşağıdan yukarıya çıkıp, tekrardan aşağıya ineceksiniz. Sonra 2. âleme geçeceksiniz, ümmülkitabı göreceksiniz. O âlemde de bir süre ümmülkitabın bütün kitapları size teker teker anlatılacak. Ümmülkitapta Allahû Tealâ’nın sırları var. Bir sayfası da açıktır ki; ümmülkitabın orasına gelen o sayfayı bilir.

Kader hücrelerindeki süreniz dolunca, ümmülkitaba ulaşırsınız, orada ümmülkitabı öğrenirsiniz. Ulaştığınız zaman onu öğrenmek hakkınızdır. Bu hak verildiği zaman da öğrenmeyi gerçekleştirmek vazifenizdir. Aynı zamanda öğrenme hakkınız da olur, vazifeniz de olur. Bu vazife size verilen bir hakkın sonucudur. Ümmülkitabı öğrenme hakkını elde ettiniz ve ümmülkitap konusundaki vazifeniz başladı.

O zamana kadar indirilen bütün kitaplar oradadır. Herbiri hakkında oradakiler yalnız bir farkla. Bu dünya üzerindeki kitapların bir kısmı değiştirilmiş durumdadır. Kur’an-ı Kerim’den evvel indirilen bütün kitaplarda değişiklik var. Ama Kur’ân-ı Kerim’de bu değişiklik söz konusu değildir. Onu da, evvelki kitapların da değişmemiş hallerini de görürsünüz. Bakıyorsunuz ki, Kur’ân-ı Kerim’le aralarında farklılık yok.

Bütün peygamberlerin ve bütün kavim resûllerinin yaşadığı şeyleri onlar yaşamışlardır. Siz de orada öğreniminizi sürdürürsünüz. Bunlar, Allah’a yaptığı yolculuk boyunca ruhunuzun ihtiyacı olan, alması gereken bilgilerdir. 2. âlemi bitirdiğiniz zaman 3. âleme, Kudret Denizi’ne geçmek hakkınızdır. Orada size dalışlar yaptırılacak ve göreceksiniz ki; daldığınız zaman nefes almak ihtiyacını duymayacaksınız. Orada ne kadar derine giderseniz gidin, gidebildiğiniz basıncın sizi etkilemediğini de göreceksiniz.

3. âlemden sonra 4. âleme, Makam-ı Mahmud’a geçeceksiniz. Orada Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i, Hz. Ebubekir’i, Hz. Osman’ı, Hz. Ömer’i, Hz. Osman’ı, Hz. Ali’yi, sonra da sahâbenin orada olduğunu göreceksiniz. Orada bir süre kaldıktan sonra gideceğiniz yer Divan-ı Salihîn’dir. Orada bir süre bulunacaksınız.

Divan-ı Salihîn’in dizaynı içerisinde, oradaki olayları birer birer müşahede edeceksiniz. Buralara ulaştığınız zaman, bunların hiçbirisinin sahibi değilsiniz. Allah’a ulaşmak üzere bu eğitimi görmek durumundasınız. Divan-ı Salihîn’den sonra gideceğiniz sonuncu yer, zikir hücreleridir. Zikir hücrelerinde bir süre herkesle birlikte zikir yapacaksınız. Her biriniz 2m yüksekliğinde küresel sistemler içine girip zikir yapacaksınız.

Her gittiğiniz âlemde ayrı bir statü içinde oradaki sistemleri öğrenmek vazifenizdir. Ondan sonra size daha üstün bir noktaya ulaşmak için imkân verilir, bu da hakkınız. Sonra zikir hücrelerine ulaşırsınız. Zikir hücrelerindeki göreviniz bittiği zaman, oradan uçarak İndi İlâhi’nin en yüksek noktasına Sidretül Münteha’ya ulaşırsınız. Allahû Tealâ İndi İlâhi’yi gösterir. Huzur namazının imamını, arkasında namaz kılan 2 kişiyi, onun arkasındaki 2 kişiyi, onun arkasındaki 7 kişiyi sonra bir daha 7 kişiyi gösterir.

Ondan sonra da onarlık sıralar göreceksiniz. Bunlar İndi İlâhi’nin muhtevasıdır. Oradaki sırları görmek hakkınızdır. Bir evvelki işlemleri tamamladığınız için Sidretül Münteha’ya ulaşırsınız. Sidretül Münteha’dan da Allah’a doğru yola çıkıp Allah’ın Zat’ına ruhunuz ulaşır. Burası vuslat noktasıdır. Vuslatı gerçekleştirdiniz ve Allah’a ulaştınız. Bu vazifenizdir. Ruhunuz Allah’ın Zat’ında yok olacak, bu da hakkınız. Böylece velâyetin ermişlik kademesine ulaşacaksınız yani ruhunuz Allah’a ulaşır. Bizim Türkçemizde gerçekten evliya olarak bahsedilen kişilerden olacaksınız. Allah’ın evliyasından, dostlarından olacaksınız.

Daha Allah’a ulaşmayı dilediğiniz andan itibaren şeytanın dostu olmaktan kurtulup Allah’ın dostu olursunuz. Ne yazık ki ondan önce Allahû Tealâ bütün insanları tagutun kulu yani insan ve cin şeytanların kulu olarak kabul etmektedir. Şeytan da zaten cin taifesindendir. Allah’ın Zat’ında yok olduktan sonra hakkınız nedir? Bundan sonra vazifenizin ötesinde hakkınız var. Hangi vazifeyi yapacaksınız? Zikrinizi arttıracaksınız. Önce Allahû Tealâ, İndi İlâhi’de size bir taht verecek sonra zikriniz daha çok artacak ve zahid olacaksınız, zühd makamının sahibi olacaksınız ve burada zikrinizi arttırmak vazifenizdir. Nihayet fizik vücudunuzu da Allah’a teslim edeceksiniz. Teslim edene kadar vazifenizi yaparsınız. Teslim ettiğiniz zaman Allahû Tealâ’dan bir hak alacaksınız. Siz artık muhsin oldunuz. Fizik vücudunu Allah’a teslim eden bir kişisiniz. Niçin? Çünkü fizik vücudunuz Allah’ın bütün emirlerini gerçekleştirir, yasak ettiği hiçbir fiili işlemez. Fizik vücudunu Allah’a teslim etmiş Allahû Tealâ’nın bir evliyasısınız. Burası evliyalığın 2. teslimidir:

1. teslimde 22. basamakta ruhunuzu Allah’a teslim etiniz.

2. teslimde 25. basamakta fizik vücudunuzu Allah’a teslim ettiniz.

Göreviniz; fizik vücudunuzu Allah’a teslim etmekti. Hakkınız muhsinlerden olmak, mutluluğu artık bütünüyle yaşamaya başlamak. Nefsinizin kalbinde hâlâ %19 karanlık olmasına rağmen, Allah’ın bütün emirlerini yerine getirdiğiniz, yasak ettiği hiçbir fiili işlemediğiniz için mutluluğu yaşamak, hakkınız.

Daîmi zikre çok az kalmış durumdasınız. Bir gün daîmi zikre ulaşmak üzere vazifenizi devam ettireceksiniz. Böylece yeni bir vazifeniz var: Daîmi zikre ulaşmak ve nefsinizi de Allah’a teslim etmek, hikmet sahibi olmak. Daîmi zikre ulaştığınız zaman nefsinizin kalbindeki bütün afetler yok olur. Bunun sebebi daîmi zikrin sahibi oluşunuzdur. Kalp gözünüz mutlaka açılır. Kalp kulağınız mutlaka açılır. Allahû Tealâ ile her konuyu tezekkür etmek imkânına kavuşursunuz. Daîmi zikirde olduğunuz için her an deracat kazanırsınız. Ehli hayır olursunuz ve hikmet ehli olursunuz. Ehli hikmet veya ehli hüküm, hikmet sahibi olursunuz. Allahû Tealâ’nın daîmi zikre ulaşmakla vazifenizi yaptığınız için size verdiği 7 özellik. Hikmetin sahibi olmak, 7 özelliğin sahibi olmak demektir. Bu daîmi zikre ulaştığınız için, görevinizi yaptığınız için, vazifenizi yaptığınız için oradaki hakkınız.

Bununla bitiyor mu? Hayır, yine bitmiyor. Allahû Tealâ size 7 kademe yerlerin melekûtunu gösterir. 7 kat yerlerin melekûtu ve sırlarını gösterir. Bu da hakkınız. Daîmi zikirdesiniz. 7 kat yerler bitip de Allahû Tealâ size zemin kattaki devrin imamının dergâhını gösterdikten sonra önünüzde yeni bir safha açılır. Göklerin melekûtunu, 7 tane gök katının sırrını Allahû Tealâ birer birer gösterir. Bu noktada nefsinizi de Allah’a teslim etmiş olursunuz. Nefsinizi Allah’a teslim etmek gene vazifeniz. Bu teslimin sonucunda aldığınız 7 kat göklerin sırları, hakkınızdır.

Daîmi zikrin artık hep sahibisiniz. Böylece nefsinizi de Allah’a teslim edersiniz. 22. basamakta ruhunuzu teslim ettiniz, 25. basamakta fizik vücudunuzu teslim ettiniz, 27. basamakta nefsinizi teslim ettiniz. Bir teslim kaldı, o da iradenizin teslimidir. Bu işlemden sonra günlerden bir gün Allahû Tealâ sizi Tövbe-i Nasuh’a davet eder. Burası ihlâs makamı, 27. basamaktır. Allahû Tealâ’nın salâh makamına geçiş kapısı Tövbe-i Nasuh’a davettir.

Tövbe-i Nasuh’a davet edilen kişi Allah’ın sözlerini tekrar ederek Tövbe-i Nasuh’unu gerçekleştirir. Bunun üzerine Tövbe-i Nasuh’unu gerçekleştirdiği noktada kişi, ihlâs makamını bitirmiş salâh makamına geçmiştir. Salâh makamına geçiş kademesi Tövbe-i Nasuh’tur. Bundan sonra ne olur? Bundan sonra Allahû Tealâ o kişinin mürşidine ulaşıp da tövbe ettikten sonraki işlediği günahları önce örter. Günahların yeniden örtülmesi söz konusudur. Sonra Allahû Tealâ o kişiye salâh makamının 3. kademesinde salâh nurunu verir.

Salâh makamının kademelerini tekrar edelim:

Salâha geçiş kademesi, Tövbe-i Nasuh’tur.

1. kademesi, o kişinin günahlarının örtülmesidir.

2. kademesi, kişi Allahû Tealâ’dan salâh nurunu alır.

3. kademesi; Allah o kişinin günahlarını 2. defa sevaba çevirir.

Bunların hepsi o kişinin hakkıdır. Vazifesini yapmış, irşad makamına ehil olmak için kendisine düşen bütün görevleri yerine getirmiş, daîmi zikrin sahibi olmuştur. Bu kişi, ulûl’elbab ve ihlâs makamlarında 14 mertebede nefsinin kalbi müzeyyen olmuş bir kişidir. 4 mertebe de ihlâs makamında müzeyyen olur. İhlâs makamından salâh makamına gelmek üzere kişi kendisine düşeni yapar ve daîmi zikirde sebat eder. Zaten daîmi zikre ulaştıktan sonra kişinin artık daîmi zikirden düşmesi söz konusu değildir.

İhlâs sahibi olan her kul için bu mutlak olarak geçerlidir. Yeter ki daîmi zikre ulaşsın. Sonra ne olur? Sonra o kişi Allah’a iradesini de teslim ederek vazifesini yapar. Allahû Tealâ’nın onu irşad makamına tayini de o kişinin hakkıdır. İşte burası yolun sonudur. Salâh makamının 5. kademesi bütün insanların vazifelerinin karşılıklarında alabilecekleri en üst seviyedeki haklarını gösterir. Bütün insanlar için geçerli olan budur. Orada irşad makamının sahibi olunur. Allahû Tealâ kişiyi irşad makamına tayin eder. Cümle, “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesidir. Bu cümle ile irşad makamına insanlar, Allahû Tealâ tarafından tayin edilirler.

Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe irşad makamına tayin olmuştu. Allahû Tealâ diyor ki:


9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.




Allahû Tealâ bütün sahâbenin irşad makamının sahibi olduğunu söylüyor. Sahâbeye, ister ensar olsun ister muhacirîn hepsine tâbî olunmuştur. Tâbî olununca ne olmuştur? Tâbî olununca tâbiîn de irşad makamına gelmişlerdir. Sabikûn da ulûl’elbabtan, onlar da hayırlarda yarışanlardan olmuşlardır. Onlar da sahâbe gibi Adn cennetlerinin sahibi olmuşlar.

Öyleyse sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olanlardır. Tâbiîn; Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra sahâbeye tâbî olanlardır. Tebei tâbiîn de, ondan sonra gelen nesildir yani tâbiîne tâbî olanlardır. Bu konuda bir itiraz yok. Herkes tâbiîni, tebei tâbiîni kabul ediyor. Bunun mânâsı da bütün sahâbenin mürşid olduğunun kabulüdür. Kur’ân-ı Kerim açık ve kesin bir şekilde Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesinde bunu ifade etmektedir. Bütün sahâbe Allah’ın kendilerine emrettiği bütün vazifeleri gerçekleştirmişler ve Allah’ın kendilerine vermek üzere onları hak sahibi kıldığı bütün hakları da almışlardır. O sahâbe böylece İslâm’ın 7 safhasını yaşamışlardır.

Allah’a ulaşmayı dilediler, 1. safha 3. basamak. 3. basamaktan 7. basamağa birkaç dakika içinde geldiler. Allah onlara bunu nasip kıldı, 2. safhayı yaşadılar ve 7. basamaktan 14. basamağa ulaştılar. Hacet namazını kılıp irşad makamını gördüler ve seyr-i sülûka başladılar. Ruhlarını Allah’a ulaştırdılar ve teslim ettiler, 3. safha. Fizik vücutlarını Allah’a teslim ettiler, 4. safha. Nefslerini Allah’a teslim ettiler, 5. safha. İrşada ulaştılar, 6. safha. İradelerini de Allah’a teslim ettiler, 7. safha.

Bu 7. safha, safhaların en önemlisidir. Hakların en büyüğünü oluşturur. İrşad makamının sahibi kılınmaktır. Bunun gereğini yapan kişiye Allahû Tealâ hakkını her zaman teslim eder. Allah’ın sözünde hulf olmaz. Görüyoruz ki onlar hazz’ul azîmin sahipleridir. Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesini Allahû Tealâ orada bırakmıyor. Sabikûndan bahsedince, “Bir de onlara ihsanla tâbî olanlardır, tâbiîndir. Allah’ın Adn cennetleri onlar içindir. İçinde devamlı olarak kalacaklardır. İşte bu fevz-ül azîmdir.” diyor.

Fevz-ül azîm, hazz’ul azîm, ecrul azîm bunların hepsi irşad makamını ifade eder. Bütün sahâbe irşad makamına ulaşmışlardır. Buradaki muhtevaya dikkatle bakalım, ne görüyoruz? Kim Allah’a karşı vazifelerini yaparsa, Allah da onlara haklarını eksiksiz, tam olarak öder. Öyleyse hakkın ödenmesi söz konusudur. Allah hakkı sahibine mutlak olarak öder.

Ne görüyoruz? Böyle bir müessese var: Haklar ve vazifeler. Her hak bir vazifenin karşılığıdır. Vazifenizi yapmazsanız hak sahibi olamazsınız. Hakkı doğuran şey vazifedir. Allahû Tealâ’nın verdiği vazifeleri gerçekleştiren herkes, herbir vazifenin arkasından mutlaka bir hakkın sahibi olur. Bu hak sahipliği müessesesi 7 tane safhada 4 tane teslimi tamamladığınız zaman tamamlanır. Peki, onlardan ötede kimse yok mudur? Vardır. Bu noktadan sonra bütün kavimlerdeki resûller, o mürşidlerin daha üstündeki mürşidlerdir. Onların da hepsinin üzerinde yetkili olan huzur namazının imamıdır. Her devirde Allah’ın katında kılınan huzur namazı mutlaka günde 7 vakit devam eder.

Oradaki altın tahtlar, çimenlerin üzerindeki seccadeler, nereden geldiği anlaşılamayan bir nurlu aydınlık her tarafı pırıl pırıl aydınlatır. Ağaçların, çimenlerin, çiçeklerin rengi bu dünyada görünen renklerden çok daha güzeldir. Bir gün Sidretül Münteha’yı, en sondaki ağacı göreceksiniz. Orası Allah’a çıkış noktasıdır. O ağacın yapraklarının rengini başka hiçbir yerde göremezsiniz. O Allah ki, herşeyi en güzel şekilde yaratmıştır. Sizleri de öyle.

Hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden niyaz ederek, dualar ederek sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz.
 
  Bugün 8 ziyaretçi (40 klik) kişi burdaydı! free counters
<
 
 

======== sagtus ======== sag =================

Her şey Çok mu güzel? Yoksa Allah'a ulaşmayı dileyenlere mi Öyle geliyor?

  İrtibat E-mail: iletisim@hidayetvakti.com