Her şey Çok mu güzel? Yoksa Allah'a ulaşmayı dileyenlere mi Öyle geliyor?

== <

   
  Muqeddes sevgi varsa oda Allahindir
  SEVGİ
 
SOHBETİN ADI: SEVGİ


TARİHİ: 23.10.2003



Sevgi; Allah’ın dizaynında insan hayatının temelini teşkil eder. Allah’ın insanda en çok bulunmasını istediği haslet sevgidir. Ne kadar çok severseniz, o kadar çok Allahû Tealâ tarafından sevilirsiniz. Sevginiz Allah’a dönüktür, insanlara dönüktür, hayvanlara dönüktür, herşeye dönüktür. Yeter ki sevin!

Allah’ın indinde kıymetli olmak istiyor musunuz? Yapmanız lâzımgelen şey sevmektir.

Severseniz kıyamazsınız.

Severseniz zulmedemezsiniz.

Severseniz Allah’ın sevdiği olursunuz.

Severseniz sizden etrafınızdaki herkese sevgi saçılır. Siz bir sevgi yumağı olursunuz ve güneş nasıl ışık saçıyorsa siz de çevrenize sevgi ışıkları saçarsınız. Siz severseniz herkes de sizi sever.

Öyleyse seviniz. Bu, Allah’ın temel hedefidir. Yüce Rabbimiz hepinizi sevginin sahipleri olarak görmek ister. Hepinizin sevmenizi ister. Allah’ı sevmenizi, etrafınızdaki insanları sevmenizi ister.

Biz insanlar sosyal mahlûklarız yani başka insanlarla yaşamak zorundayız. Aile, bu standardın en küçük cüz’üdür. İnsan tek başına sosyal mahlûk olmak muhtevasını yaşayamaz. Mutlaka bir ailede doğdunuz. Bir anneniz var, bir babanız var, hayatta veya rahmetli ama siz de varsınız aileniz de var. Allah aileyi mukaddes bir yuva olarak kabul eder. Ve Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, evlenecek yaşa gelmiş olan gençlerin hepsini evlendirmek konusunda büyük gayretler sarf etmiştir. Herkesleri seferber etmiştir. İnsanları evlendirsin, ev bark sahibi olsunlar, aile yuvası kurulsun bir ailenin bacası tütsün diye…

Sevgi, ailede temel faktörü ifade eder. Babadan başlayan, annede devam eden, çocukların en büyüğünden en küçüğüne doğru inen bir sevgi halesi, ailede mutluluğun en büyük kaynağıdır. Hiçbir zaman babanın çocuklara olan sevgisi, annenin sevgisiyle mukayese edilemez. Anne daima çocuklarını babadan fazla sever. Her çocuk annenin kanından canından bir parçadır. Çocuğu o dünyaya getirmiştir. Onun vücudu o noktaya ulaşmıştır. Sevgi müessesine baktığımız zaman ailede babadan anneye, anneden en büyük çocuğa sonra daha küçüğe, daha küçüğe, daha küçüğe doğru giden bir sevgi merdiveni söz konusudur.

Büyükler küçüklere karşı sevgi besleyecek, küçükler büyüklere karşı yalnız sevgi beslemeyecek, aynı zamanda saygı da besleyecek. Ailede eğer saygı yitirilmişse orada anarşi vardır. Saygı esastır. Saygının mutlaka devamı gerekir.

Sevginin yanı başında ailede disiplini temin etmek babanın temel görevidir. Osmanlı’da ailenin en yaşlı erkeği bu görevi üstlenirdi. Bugün de pederşahi aileler hâlâ mevcuttur. Böyle bir ailede liderlik vasfı ailenin en yaşlısınındır. Yetki ondadır. Ailenin sorumlulukları onun üzerine bina edilir.

Burada sisteme baktığımız zaman yukardan aşağıya inen bir sevgi çağlayanı görürüz. Sevgi hepinizden etrafınızdaki kişilere akan bir sevgi çağlayanı olmalıdır. Başka insanlarla beraber yaşadığınızda, biz insanlar için artık eşit seviyede insanlar söz konusudur. Allah’a göre eşit seviyede insan yoktur. Herkes birbirinden mutlaka derecat farklığına sahiptir. Milyarlarca dereceden insanlar hep değişik paylar alırlar. Yetmez. Her saniye insanın derecatı değişiklik gösterir. Ya her saniye pozitif hanesine kazanılan hanesine değerler yazılır ya da her saniye kaybedilen hanesine değerler yazılır. Her ikisi de geçerlidir, vardır.

Sevgi ailede ve tasavvufta yukarıdan aşağıya bir seyir takip eder. Her tasavvuf dergâhında, dergâhın sahibi Allahû Tealâ tarafından o dergâhın mürşidi orada en üstün noktadadır. Sevgi O’ndan herkese yayılacaktır. En çok sevilenler Allahû Tealâ’nın da en çok sevdikleri olacaktır. Onlar daha çok sevilecektir. Sevgide eşitlik söz konusu mudur? Değildir. Allahû Tealâ’nın sevgisinde eşitlik yoktur. Herkes sahip olduğu derecata paralel bir sevilmeyle sevilir.

Allahû Tealâ’nın en çok sevdiğinden en az sevdiğine doğru bir milyarlarca insan serisi ardarda gelir. Mutlu olmak istiyor musunuz? Eğer istiyorsanız bizim size söyleyeceğimiz en güzel söz, “Seviniz!” sözü olacaktır. Eğer severseniz mutlu olursunuz. Nefret ederseniz mutsuz olursunuz.

Unutmayın, sevgi ruhun bir hasletidir. Nefret nefsin bir afetidir. Birincisi sizi mutluluğa ulaştırır. İkincisi mutsuzluğa. Neden? Çünkü şeytan nefsinizin afetlerine her zaman tesir etmek için bir gayrettedir. Çoğu zaman da kendi düşünceleriniz sanarak şeytanın söylediklerine nefsiniz itibariyle itaat edersiniz. Allahû Tealâ buyuruyor ki:


24/NÛR-21: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah'ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah'ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir) Alîm'dir (en iyi bilendir).




“Sakın şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Kim şeytanın adımlarına tâbî olursa onlar şeytan tarafından münkerle ve fuhuşla emredilirler.”

Unutmayın, şeytanlar sadece afetlere tesir edebilirler. Ruhun hasletlerine en ufak bir tesiri söz konusu değildir. Herkesin etrafında her zaman mutlaka bir şeytan vardır. Şeytan veya şeytanlar… Ne zaman içinizden bir ses size Allah'ın bir emrine itaat etmemenizi söylüyorsa, işte o şeytandır. Ne zaman içinizden bir ses size Allah’ın bir yasağını yasak da olsa yapmanızı istiyorsa o gene şeytandır, siz değilsiniz.

İnsanlar negatif bir hedefe ulaşırlarsa mutlaka şeytanın iğvası, şeytanın tesiri orada vardır. Bundan büyük zevk alır. Yani sizin günah işleyerek derecat kaybetmeniz Allahû Tealâ’nın sevgisinde bir eksilme yaparsa, bu şeytan için büyük bir hazdır. Bütün şeytanlar bundan mutluluk duyar.

Öyleyse yapmanız lâzımgelen şey çok basit değil mi? Herkesi seveceksiniz. Sizden etrafınıza her zaman onları mutlu edecek davranışlar ulaşacak. Sevginin dışarı taşan bir göstergesi, başkalarına ulaşan mutluluktur. Eğer insanları seviyorsanız, her zaman onları mutlu edecek bir şeyler yapabilirsiniz. Birkaç kelime, birkaç cümle, onlarla ilgilendiğinizi belirten herhangibir işaret, davranış, yaklaşım; hepsi etrafınızdaki insanları mutlu kılacaktır. Zor mu? Nefsinizin size asla müsaade etmeyeceği bir husus işte budur.

Hiçbir zaman nefsinizdeki afetler insanları sevmenize uygun zemin hazırlamaz. Bütün insanlar da kulvara nefsleri %100 büyük afetlerle dolu olarak girerler. Allah’a ulaşmayı dileyene kadar da hiçbir değişiklik olmaz. Kişi açık ve kesin bir standart içinde şeytanın emrindedir. Ve insanlara ne kadar çaktırmamaya çalışsa, gizlemeye çalışsa aslında iç dünyasında hep başkalarına kötülük etmek, onlardan intikam almak, onlardan üstün olduğunu onlara kanıtlamak, her zaman iç dünyasındaki hâkim unsur budur. İnsanlar hep buna çalışır.

Ne zaman ki daimî zikre ulaşacaksınız; o zaman film bitecek. Bu kara film yerini beyaz filme terk edecek; hem çok seveceksiniz hem de çok sevileceksiniz. Unutmayın, sevenler sevilir. Gene unutmayın, seven sevdiğine koşar. Nefret eden nefret ettiğinden kaçar. Onunla karşılaşmak istemez, birlikte olmak istemez.

Neden bazılarınız etrafındaki insanlara karşı sert, haşin ve sevilmiyorlar? Arkasında sadece onlardaki sevgisizlik var. Ne uğruna bunu yapıyorsunuz? Etrafınızdaki insanları neden kınıyorsunuz? Hangi sebeple onların üzülmelerine sebebiyet veriyorsunuz? Hiç sordunuz mu kendi kendinize? Biliyorum ki; kim böyle yapıyorsa bize, “Ben bu huyumdan kurtulmak istiyorum.” diyecek. Ama kurtulmanın yollarını gösterdiğiniz zaman onun tatbikatı gerçekleşmiyor. İnsanlar kolay kolay huylarından vazgeçmiyorlar. Bütün bu negatif faktörleri devreden çıkaracak olan, sizi hedefe ulaştıracak olan tek ibadet, zikirdir. Zikri ibadetlerin en üstünü olarak değerlendirin. En güzel standartlarda büyük gayretlerin sahibi olun, sevin ve göreceksiniz ki mutlaka sevilirsiniz. Öyleyse sevmek mukaddestir. Nefret her zaman şeytan tarafından kullanılan bir pisliktir

Allah’a yakın olmak mı istiyorsunuz? Önce Allah’ı seveceksiniz. Ne kadar çok severseniz o kadar çok Allah’a ait olursunuz. Bunun mânâsı, Allahû Tealâ’nın da sizi o kadar çok sevmesidir. Siz Allah’ı bir ünite seviyorsanız, bilin ki Allahû Tealâ sizi en az bin kat sever. Siz iki ünite sevdiğiniz zaman, O’nun sevgisi iki bin kata çıkar, iki bin ünite olur. Siz Allah'ı üç ünite severseniz, O sizi en az üç bin ünite sever. Öyle bir sevgi ki; karşılıksız ve sonsuz mükâfatları sevdikçe artırır.

Bu dünyaya niçin geldiniz, hiç düşündünüz mü? Hedefiniz mutlu olmak değil mi? Öyleyse Allahû Tealâ “sevin” demekle size en büyük anahtarı teslim ediyor. Sevgiyi kendinize usul ihdas edin. Davranış biçimlerinin en değişmezi olarak ona sarılın. Allah sevgisi sizi mutlaka O’nun kullarını sevmeye götürecektir. İster kulları sevmekten başlayarak Allah’a yönelin; o zaman sevginiz adım adım artarak Allahû Tealâ’ya ulaşır. İster Allah’ı sevmekten başlayarak kullara dönün, gene sevginiz adım adım artacaktır. En çok Allah’ı seveceksiniz ama insanların da en az sevdiğinizden en çok sevdiğinizde doğru bir sevgi sıralamasını, isteseniz de istemeniz de kalbiniz vücuda getirecektir. Hatta birçok insana göre gene birçok insan sevgiye lâyık değildir. Bu düşünce yanlıştır. Herkes sevgiye lâyıktır ama lâyık oldukları kadarına.

Onların daha çok sevgiye lâyık olmaları için değişmeleri lâzım. Kin ve nefret dolu bir insan, başkalarına ne kadar kötülük ederse etsin, mutlaka iç dünyasında küçücük bir sevgi kalmıştır. O sevgiyi, onun davranışları sebebiyle, ondan nefret eden insanlar onu kullanmasının imkânsız olduğu bir noktada onun etrafındadırlar. Eğer bir insandan çevresindeki herkese nefret yayılıyorsa, kin yayılıyorsa o insan sevgisizdir. İnsanları sevmiyor, onlardan nefret ediyorsa, onların en güzele ulaşmalarına değil, kendisinin en güzele ulaşmasını, başkalarının en kötüye ulaşmasını istiyorsa, o insan sevgisizdir.

Dikkat edin! Başka insanlarda olan güzel şeyleri siz Allah’tan ister: “Yarabbi onlara verdiğin gibi bana da ver.” derseniz, bunu adı gıptadır. Allahû Tealâ bunu yasaklamaz. Siz sevgi dolu olan insanların davranış biçimlerine bakarak, “Yarabbi, onlar insanları seviyorlar, bu sevgilerini herkese dağıtıyorlar. Bana da sevgi ver. Ben de çok sevgi dolu olayım. Ben de insanlara sevgi ile davranayım.”derseniz, Allahû Tealâ size de verir. Bunda hiçbir yanlış yoktur. Bunda çok güzel bir görüntü vardır. Kim insanlara sevgisiyle örnek olmuşsa ve başka insanlar da: “Ona verdiğin gibi bana da sevgi ver, başkalarına dağıtayım.” diyorsa, bu Allahû Tealâ katında makbul bir davranış biçimidir. Adı gıptadır.

Ama kim; “Yalnız bana ver. Başkalarına verme.” diyorsa, “Ondakini ondan al da bana ver.” diyorsa, o zaman orada gıpta yoktur. Orada haset vardır. Haset nefsin bir afetidir, gıpta ruhun hasletidir.

Güzelliklere susamak, aynı güzelliklerin sizde de oluşması için zemin aramak, Allah'tan yardım istemek, Allahû Tealâ’nın bir güzelliğini yaşamaktır. Herşey siz sevgiyle bezendikçe, her geçen gün şekil değiştirecektir. Çevrenizdeki herşey, her geçen gün size daha sevgili olacaktır. İnsanlar, hayvanlar, cansızlar, odalar, evler, eşyalar…

Siz etrafınızdaki insanları sevdikçe, sizin sevginiz Allah’a sevgisinden onu merkez teşkil ederek etrafa yayılan bir dizaynı gösterir. Eşyalar da size daha güzel, daha mutluluk verici olarak görünecektir. Cami, dergâh, ev, hepsindeki eşyalar, insanlar, herşey sizin için sevginize lâyık birer faktör teşkil edecektir. Ve siz onları sevdikçe daha çok mutlu olacaksınız. Mutluluğun sembolü, sevginin yayılmasıdır. Kimden etrafına sevgi yayılıyorsa, o kişi mutludur. O kişinin art düşüncesi olamaz. Sevgi, nefreti önleyen en büyük silahtır. Sevginin olduğu yerde nefret barınamaz.

Neden sevmek varken nefret? Neden insanların mutlu olmasını istemek varken onların mutsuzluğunu istemek? Böyle olan insanlar en büyük kötülüğü kendilerine yaparlar. Nefret, insanları mutsuz kılar. Siz insanlara kendinizin onlardan üstün olduğunuzu kabul ettirmek konusunda, nefsinizin istikametinde gayretler göstererek onları küçültüyorsunuz. Halbuki onlara sevginizi verseniz, asıl yükselmenin o verdiğiniz sevgiye dayalı bir merdivenler sistemi olduğunu göreceksiniz. Etrafınıza ulaştırdığınız sevgi arttıkça, siz merdivenlerde adım adım yükselirsiniz. Sevgi merdiveni Allah’ın merdivenidir, yukarı doğru çıkartır. Nefret merdiveni şeytanın merdivenidir, kişiyi sıfırdan aşağıya doğru indirir. Biri nura biri zulmete götürür. Allah’ın penceresinden bakın! Herşey öylesine güzel ki…

“Dilinen tarifi gayrî mümkünsüz.” Meşhur bir roman yazarının sözü bu: “Dilinen tarifi gayrî mümkünsüz.” Yaşar Kemal’a ait bir söz. Eğer yolunuza devam ederseniz, daimî zikre ulaşırsanız öyle bir noktaya geleceksiniz ki; mutluluğunuz yerlere göklere sığmayacak. İşte o zaman mutluluğunuzun anlatımı mümkün olmayacak. Mutluluğunuz için Yaşar Kemal’in deyimini kullanacaksınız: “Dilinen tarifi gayri mümkünsüz.” diyeceksiniz.

Bir sualim var. Herşey gerçekten çok mu güzel, yoksa bana mı öyle geliyor? Siz ne dersiniz? Hepinizi çok sevdiğimi ama pek çok sevdiğimi bilmenizi istiyorum. Biliyor musunuz? Ben sizlerle mutluyum. Size olan sevgim, sizin Bana olan sevginiz bir bütün oluşturur. Onun üzerinde yükselirsiniz. Allah’a sizi yaklaştıran şey sevgidir. Ne kadar çok severseniz o kadar yücelirsiniz. Allah’ın merdiveni sevgi üzerine kuruludur. Sevgi arttıkça yükselirsiniz, yükselirsiniz…

Hadi düşünün bakalım! Şimdi neden biraraya geldiğiniz zaman birbirinizi sevmek konusunda bir yarışa girmiyorsunuz? Her çalışma yerinde bir yarış olmalı. Her dergâhta her yerde… Bugün etrafına en çok sevgi dağıtan bakalım hangimiz olacağız; işte böyle bir yarış. Böyle bir yarış, sevginin sahibi olmayı gerektirir. Sıfır noktasında başlayan bir hedef, eğer sevgi merdiveniyse adım adım yükselecektir. Herkesin etrafındaki insanlara sevgi aktarımıyla onlardan kendisine geri dönen şey sevgi olduğu için hepsi birlikte yüceleceklerdir. Allah’ın her geçen gün biraz daha sevgilisi olacaklardır. Ama nerede zulüm varsa, orada sevgi yoktur, orada nefret vardır. Seven kişi başkalarına zulmedemez. Onlara acır. “Onlar benim kardeşlerim, ben onları seviyorum, onlara zulüm yapamam.” der.

Birlikte yaşıyorsunuz. Birlikte Allah için hizmet ediyorsunuz Bunu iki şekilde sürdürebilirsiniz. Sevgiyle süsleyerek, özene bezene bir güzellik içinde yaşarsınız, oraya gelmek için can atarsınız. Bir de nefret içinde yaşarsınız. Allah için hizmet etmek mecburiyetinde olduğunuzu hissedersiniz. Zulüm görürsünüz. Gene de oraya gidersiniz.

Zulmeden insan sadece başkalarını huzursuz etmez. Onlar mutluluğun sırrına ulaşamayan zavallılardır. İşgal ettikleri nokta neresi olursa olsun, netice değişmez. Zulüm sevgiyi körletir ve yok eder. Öyleyse etrafınızdaki insanlara bakın. Emir ve kumandada olanlara sesleniyorum! Etrafınızdaki insanlara bakın, sizi seviyorlar mı? Sevmiyorlarsa Allah’ın katında makbul bir hizmeti gerçekleştiremiyorsunuz.

Başka bir sahadan seslenmiyorum. Size tasavvufun içinden, Kur’ân’ın merkezinden, bütün hasılasından sesleniyorum. Herkese karşı en güzel davranışları göstermekle mükellefsiniz. Bunu yapamadığınız sürece bu ortam oluşur. Etrafınızdaki insanlar mutsuzdur. Siz de mutsuzsunuz. Arkasında yatan en büyük faktör sevgisizliktir. Kardeşlerimiz ne düşünüyor, orasını anlamak çok zor. “Ben onlara sevgi gösterirsem, onlar beni dinlemez.” diye mi düşünüyorsunuz? Onlar size itaat etmez diye mi düşünüyorsunuz?

Oysaki en iyi hizmet Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz devrinde parmakla gösterilecek sahâbenin hizmetidir. Hepsi kardeşlerini kendilerinden mutlaka daha fazla seviyorlardı. Hizmetse onların en üst boyutta koştukları bir hedefti. Hizmet sadece zevki oluştururdu. Herkes birbirini sevdiği için sonsuz bir mutlulukla bütün işlevler gerçekleştirilirdi. Herkes birbirini yardımcısı, herkes birbirinin yanında, herkes birbirini en büyük sevgiyle seven bir hüviyetteydi. Ne zaman devreye nefsleriniz girerse, o zaman başkalarına tahakküm edersiniz. Bu, yaptığınız en büyük yanlıştır. Allah'ın emrini yerine getirmek sadedinde verdiğiniz emirler, nefsinizden bir şeyler taşıyorsa, o zaman Allah’ın size verdiği yetkiyi kötüye kullanıyorsunuz demektir.

Bunca yıldır sevgiyi öğrenemediyseniz, onu tatbik edememeniz bunun işaretidir. Size bir sorumuz var. Bizim tarafımızdan daha çok sevilmek ister miydiniz? Eğer öyleyse, istiyorsanız, o zaman etrafınızdaki insanları sevin. Onlara zulüm etmeyin. Unutmayın! Zulmetmek sizi sadece onlar tarafından sevilmeyen bir insan yapar. Bu da size Allah katında çok şeyler kaybettirir.

Neden bahsediyoruz? Bahsettiğimiz şey sevgidir. Sevgiyle yapılan bir hizmet çok daha başarılı sonuçlar verir. Sevgi içindeki kardeşlerimiz, hep Allah’tan dualarla bir şeyler talep ederek hedeflerine giderler. Sevgi öyle bir husustur ki; o sevgiyle yapılan bir hizmet, Allah’ın katında başka hizmetlerden çok daha makbûl bir hizmettir. Çünkü orada ruhun hasretleri devrededir, orada sevgi vardır, orada Allah’a yakınlık vardır.

Allah’ın sevgisiz bir dergâhı düşünülemez. Hangi ortamda olursanız olun, aranızda mutlaka sevginin sahipleri vardır. Onlardan sevmeyi öğrenin. Sevgiyle dolu bir hayatınız olsun. İnsanlara sevgiyle bakın, sevgiyle yaklaşın. Onları sevdiğinizi her zaman belli etmelisiniz. “Ben onları seviyorum ama onlara göstermek içimden gelmiyor.” diyorsanız, hayır! Sevmiyorsunuz.

Sevgi fışkırır. Dışarıya kendisini mutlaka belli eder. Hanginiz, hangi kardeşimiz için ne kadar fedakârlık edebilirsiniz, söyleyebilir misiniz bana? Sevgi fedakârlıktır. Siz hiç fedakârlık etmeden başkalarının sizin için fedakârlık etmesini bekliyorsanız, bunun adı sevgisizliktir.

İnsanlara her zaman onların sizden beklediği güler yüzü göstermelisiniz. Onlarla meşgul olmalısınız. Her halinizle onları ne kadar çok sevdiğinizi göstermelisiniz. Eğer içinizde sevgi varsa, zaten bu otomatik olarak ortaya çıkar. Özel bir gayret sarf etmeniz gerekmez. Nefretin yerini tamamen sevgiye çevirecek olan şey daimî zikirdir. Zikr-i daime ulaşmak için elinizden gelen herşeyi yapın. O zaman her istikamette sevgi dolu olursunuz. O zaman sizin için düşmanlık biter. Size kötülük etseler de insanlardan nefret edemezsiniz. Hangi ölçüde kötülük olursa olsun bu nefreti oluşturamaz. Onlar sadece kötülüğü yaparlar ve orada kalırlar, gözünüzde küçülürler. Ama onlardan nefret edemezsiniz. Onları da seversiniz, sevmemezlik edemezsiniz. “Herkesin öyle davranmakla mutlaka kendi cephesinden haklı sebepleri vardır.” dersiniz.

Öyleyse ne yapmanız lâzım? Allah’ın sevgilisi olmak istiyor musunuz? Allah’ı seveceksiniz. Allah’ı sevdikçe etrafınızdaki insanları seveceksiniz. Etrafındaki insanları sevmeyen, onları sevgisiyle kucaklamayan, kuşatmayan insanın Allah’ı sevmesi de mümkün değildir. İki sevgi birbirinden ayrılmaz.

Allah sevgisi mutlaka beraberinde kul sevgisini oluşturur. Allah’ı ne kadar çok seviyorsanız, etrafınızdaki insanları da o kadar çok seversiniz. Hep onlara yardım için yaşamaya başlarsınız. Onlar için var olursunuz. Hayatınızı onlara adarsınız.

Her tarafta kucak dolusu sevgiler oluşmalı diye düşünüyorum. Her an sizden çevrenize dalga dalga, buram buram sevgi yayılmalı. Siz etrafınızdaki kişileri gördükçe, sevginizin gözüyle gördükçe onları daha çok seveceksiniz. Onları daha çok sevdikçe, onlardan da size artan bir sevginin geri döndüğünü göreceksiniz. Sevgi spirali giderek yukarı doğru yükselecektir. İşte siz o zaman mutlu bir insansınız.

Dikkat edin ki Allah’ı sevmeyen, insanları sevemez. Şeytanı seven, şeytandan sadece nefret öğrenir. Sadece menfaati için yaşar. Kimden hangi menfaati alacaksa, onun karşılığında sahte bir sevgi gösterisinde bulunur sadece. İç dünyasından taşan bir sevgi hiçbir zaman oluşmaz. Zaten sahte sevgi de kendisini mutlaka hissettirir.

Unutmayın! Sevgisiz yaşamak, yaşamak değildir. Hatırladınız fıkrayı değil mi? Avcı arkadaşlarına anlatır: “Aslan ağzını açmıştı. Ben de aslanın ağzına başımı soktum. Aslan beni ısırdı, ölmüştüm.”der.

Arkadaşları da der ki: “Bunları anlattığına göre yaşıyorsun.” Avcı da “Yahu siz buna yaşamak mı diyorsunuz Allah’ınızı seviyorsanız?” diye cevap verir. İşte size diyorum ki; eğer sizden etrafınıza sevgi yayılmıyorsa siz buna yaşamak demeyin. O yaşamak değildir. Allah’ı sevdikçe etrafınızdaki insanlara bunun yansıdığını göreceksiniz. O zaman kimseye zulüm edemezsiniz.

Ne uğruna ne alıyorsunuz, ne satıyorsunuz; dikkat edin. Aldığınız şey eğer nefretse bu, sattığınız şey nefret olduğu içindir. Sizden çevrenize yayılan dalga boyları negatifse, nefreti ifade eder, zulmü ifade eder, şeytanla ilişkiyi ifade eder. O zaman çevrenizdeki insanlardan size yeniden geri dönen dalgalar, negatif dalga boyları olacaktır ve ürpereceksiniz. Onların size olan davranışları da sizi mutsuz kılacaktır. Zaten onlara zulüm ettiğiniz zaman duyduğunuz huzursuzluğu, onlardan size de negatif dalga boyları ulaştıkça daha çok yaşayacaksınız. Kısaca kim mutsuzsa o başkaları sebebiyle mutsuz olmamıştır. Kendisini mutsuz etmiştir. Öyleyse her dalga boyu mukabilini aynı hüviyette oluşturur. Başkalarına yaptığınız her kötülüğün karşılığı, çevrenizden mutlaka geriye, kötülük olarak döner.

Nerede kim kime kötülük ediyorsa, onun dışındaki bir yerlerden aynı kötülük o kişiye mutlaka dönecektir. Neden Allahû Tealâ nefs tezkiyesine ve tasfiyesine bu kadar önem vermiştir? Kur’ân-ı Kerim’de, “En büyük ibadet zikirdir.” buyurulmaktadır.


29/ANKEBÛT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).
Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah'ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.



Allah’a dönüş zikirle mümkündür. Vuslat zikirle gerçekleşir.


73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş.




Demek ki zikirle ruhun Allah’a ulaşması mümkündür. Zikir sevgiyi artıran en büyük faktördür. Daimî zikirde nefsinizin kalbindeki nefretin bütünü kaybolmuştur. Afetin yerini sevgi almıştır, muhabbet almıştır, hoşgörü almıştır. Bütün bir güzellikler dizisi almıştır. Artık mutlu bir insan var.

Kim herşeyin en güzel olduğu ortamda yaşamak istiyorsa, o en güzel ortamın, en büyük fonksiyonel rüknü sevgidir. Sevgisiz bir yaşam hiç kimseyi mutlu kılamaz. Mutsuz insanlar, neden mutsuz olduklarını şöyle bir düşünsünler. Bakacaklar ki etraflarına sevgi duymuyorlar. Herkes onlara göre şöyle veya böyle kendisine bir kötülük etmiştir. Normal değil mi? O onlara kötülük ettiği için karşısındakinden de kötülük görür. Neticede o onlara muğver, onlar da ona muğverdir. Ve de iki taraf birbirine zulmeder. İki taraf da mutsuzdur.

Bir de aksini düşünün bakalım. Herkesin herkese sevgi duyduğu bir ortamda Allah’ın mutluluk sabahlarına kapılar açılır. Her geçen gün daha mutlu, daha mutlu, daha mutlu bir mutluluk oluşur. Önemli olan kişisel mutluluk değildir. Zaten bir mutsuzlar ortamında bir insanın mutlu olması, zor bir hedefe ulaşmayı gerektirir.

Siz sevgiyi verdikçe, karşılığında size sevgi dönecektir. Ama bütün toplum mutsuzsa, sıkıntılıysa, toplum birbirine zulmediyorsa, sizin tek başına onlara sevgi vermeniz onları değiştiremez. Ama bireylerin hepsi ya da büyük bir kısmı sevgiyi kendisine hedef edinirse, rehber edinirse, o zaman sevgi etrafa yayılacak, sevgisiz kalan insanları da kendi rengine boyayacaktır. Onların da kalpleri sevgiyle parlayacaktır.

Mutluluk mu? O Allah’ın katında mevcuttur. Onu ellerinizle siz kuracaksınız veya ellerinizle siz yıkacaksınız. Sevmekle iki açıdan da konunun en mutluluk verici yönünü yakalamış olursunuz. Sevmek mutluluğun temelidir. Sevmek mutluluğun merkezidir. En üst noktada Allah’ı bulacaksınız. O’na olan sevginiz arttıkça siz kaybolacaksınız. Kendinizden fazla Allah’ı sevdiğiniz gün ne demek istediğimi anlayacaksınız. O zaman başkalarına kötülük yapamazsınız. Hiç kimseye ahınız olmaz. “Falanca bana şu kötülüğünü yaptı.” Deme gereğini hiç duymayacaksınız. Oraya geldiğiniz zaman diyeceksiniz ki: “İnsanların nefsleri vardır, yanlış yapabilirler.” Hiç sebep olmadığı halde size karşı kin duyabilirler. Bunun karşılığında size kötülük yapmaya çalışabilirler. Eşyanın tabiatına uygun. Ama Allah’a sevgi, aşk ve hayranlık beslediğiniz zaman, o insanların size karşı olan düşmanlığı size artık negatif tesir yapmaz. O insanlardan nefret edemezsiniz. Onlar da sevdiklerinizin içindedirler. Size kötülük yapsalar da bir gün oraya ulaşacaksınız. Daimî zikre ulaşın, ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

Hepinizin sevgi dolu, sevmeyi şiar edinmiş, toplumun her rüknünün birbirini sevdiği, her bireyin bir bütünü oluşturduğunuzu görmek istiyoruz. Böyle olunca bize haber verin. Sizleri başımızın tacı yapalım. Sizi tebrik edelim. Sizlerden bu haberleri bekliyorum. Birbirinizi sevdiğiniz, birbiriniz için yaşadığınız bir güzel günün müjdesini verin bize. Bekliyoruz…
 
  Bugün 1 ziyaretçi (15 klik) kişi burdaydı! free counters
<
 
 

======== sagtus ======== sag =================

Her şey Çok mu güzel? Yoksa Allah'a ulaşmayı dileyenlere mi Öyle geliyor?

  İrtibat E-mail: iletisim@hidayetvakti.com